Şener Elcil yıllardır bu memlekette kamusal vicdanın sesi olarak konuştu.
KTÖS Genel Sekreteri kimliğiyle eğitim emekçilerinin, Kıbrıslı Türk toplumunun ve federal çözümün savunuculuğunu yaptı.
Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mal rejimini sert dille eleştirdi.
“Ganimet düzeni” ifadesini kullanarak, 1974 sonrası mülkiyet sisteminin adaletsiz ve hukuka aykırı olduğunu savundu.
Bu düzenin “rantçıları beslediğini” ve “uluslararası hukuk önünde sorunlu” olduğunu defalarca dile getirdi.
Türkiye’yi, bu çarpık düzenin siyasi taşıyıcısı olmakla itham etti.
Mülkiyet meselesinin çözümünü, Kıbrıslı Rum bireylerin hak iddialarını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin TMK kararlarını sıkça hatırlattı.
Bu açıklamalar, onu yalnızca bir sendikacı değil, aynı zamanda mülkiyet adaleti konusunda söz sahibi bir kamusal figür haline getirdi.
Peki sonra ne oldu?
Kamuoyuna yansıyan haberlere göre, 2021 yılında Şener Elcil ve ailesi, Tatlısu’daki taşınmazları yaklaşık 1 milyon 417 bin 500 sterlin karşılığında, Güney Kıbrıs’ta yaşayan ve Dumika Construction Ltd. adlı şirketin temsilcisi olduğu iddia edilen Simon Aykut’a sattı.
2025’te, Elcil, aynı satışla dolaylı ilişkilendirilen bir davada, sanıklardan Andreas Kiprianu’ya kefil oldu.
Kamuoyuna göre, Kiprianu’nun adı, Simon Aykut ile bağlantılı bir soruşturmada yer alıyor. Ancak Aykut’un tutuklandığına dair resmi kayıtlar bulunmamaktadır.
Bu noktada sorulması gereken soru açık:
Kefalet, bir insan hakları refleksi miydi?
Yoksa daha önce ticari ilişki kurduğu bir yatırımcıyı dolaylı biçimde korumak mıydı?
Yıllarca eleştirdiği sistemin içinde, sessizce kendine yer açan biri ne kadar tutarlıdır?
Bu sorular, bireysel değil; kamusal sorulardır.
Çünkü Elcil, herhangi biri değil.
Bir öğretmenin değil, bir toplumun temsilcisi olarak konuşmuş birisidir.
Ve o toplum şimdi, kendisine söylenenlerle yapılanlar arasındaki uçurumu izlemektedir.
Ve Elcil bu çelişkiyi taşıyan tek isim değil.
İzzet İzcan’a dair kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Güney Kıbrıs’ta mülkiyet hakkı tartışmalı olan bir binada yurt işletiyor.
Aynı zamanda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki meşruiyetini hedef alan açıklamalarda bulunuyor.
Eğer bu bilgiler doğrulanırsa, ortada yalnızca siyasi pozisyon değil, ahlaki bir ikilik de vardır:
Bir yandan çözüm ve barış adına konuşmak, diğer yandan o çatışmalı düzenden ekonomik fayda sağlamak.
Bu halk, bu türden çelişkileri artık taşıyamaz.
Bugün Kıbrıslı Türkler, ekonomik krizin, sosyal adaletsizliğin ve siyasal çözümsüzlüğün kıskacında yaşarken;
“halk adına konuşan” bazı figürlerin mülkiyet üzerinden kazanç sağlaması, halkla dalga geçmekten başka bir şey değildir.
“Federal çözüm” bir ilke ise, bu ilkeye inanan kişi o inancı satılığa çıkarmaz.
“Mülkiyet adaleti” bir haksa, bu hakkı savunan kişi, o mülk üzerinden kâr elde etmez.
Ve “kamusal temsil” bir sorumluluksa, bu temsilin sahibinin hesabı daha ağırdır.
Halk, kelimelere değil, davranışlara bakar.
Ve bu davranışlarda bir çürüme varsa, orada temsil değil, biat vardır.
Çünkü vatan, para ile değil; inanç ile savunulur.
Sermaye, halkın sırtından kazanıldığında lekelenir.
Ve biat, sadece otoriteye değil; çıkara da edilince onur yitirir.
—
Yasal Bilgilendirme Notu:
Bu yazı, kamuya açık haber kaynaklarına, sendikal basın açıklamalarına ve anayasal ifade özgürlüğü ilkelerine dayanılarak kaleme alınmıştır. Metin; kişisel haklara saldırı amacı taşımadan, siyasal tutarlılık ve kamusal etik bağlamında eleştirel analiz sunmaktadır.
Kaynakça:
Gıynık Gazetesi, 2 Ağustos 2025
HaberKıbrıs.com – “Şener Elcil’in Simon Aykut’a arazi sattığı ortaya çıktı”
MHA Haber – “Önce sattı, sonra kefil oldu”
KTÖS Resmî Açıklamaları ve Çalışma Raporları (2015–2024)
BugünKıbrıs – “Arif Hasan Tahsin Vakfı’ndan mülkiyet rejimi uyarısı”, 2024
KKTC Anayasası md. 159
AİHM, Demopoulos v. Turkey (2010)










