Sizce de insanların hiçbir fikri olmadığı halde, başkalarının hayatları üzerine bol keseden atıp tutmaları saçma değil mi?
“Atıp tutmak” derken en hafif tabiri kullandım; aslında bizde bunun bir üst versiyonu var: Resmen “asıp kesmek.” Üstelik öyle gelişigüzel de değil. Doğrudan nokta atışı. Konuya ilişkin her oylamaya şuursuzca el kaldırıp onay verenler de “milletvekilleri”.
Hiç düşündünüz mü, necidir milletvekili? Kendini seçen vatandaşı mı temsil eder, yoksa halkın genelini mi? Hatta o halkın ya da coğrafyanın yaşadığı her sorunu değerlendirmek, gündeme taşımak, konuşmak, tartışmak ve hatta biraz lüks olacak ama çözüm üretmek değil midir görevi?
Yani sadece erkeklerin değil; sarışınların, zenginlerin, köpeklerin, sardunyaların, balıkların, taş parçalarının ne de havadaki toz bulutunun… Saydığım sayamadığım bu memleketin taşında, toprağında, suyunda, havasında ne dert varsa, o derdi kendine dert saymaktir milletvekilinin görevi.
Bir de bizim vekillere bakalım. “Bizim” derken, sizin seçtiklerinize… (Ben henüz oy kullanamadığım için “sizin” diyorum ve rica ediyorum, bu özeleştiriyi yapın kendi kendinize.)
Ülkede her şey bir yana, insanlar ne çekiyor zerre farkında değiller; bırakın farkında olmayı, umurlarında bile değil. Bu halkın sarışını, esmeri, erkeği, kadını, genci, yaşlısı ne çekiyor, ne gibi dertlerle uğraşıyor; haberi yok adamların. Öyle bir seçicilik var ki bunlarda (çok azını tenzih ederek söylüyorum), eğer karşılarındaki kişi “seçmen” değilse yok hükmünde. Ki seçimden sonra seçmen bile zerre umurlarında değil ya neyse…
İki sezondur Genç TV’de haftada bir “car car” konuşup anlatıyorum. Sırf bunun için eşimle dijital bir gazete kurduk; iki senedir 15 dilde yayın yapıyoruz. Harcı borcunu ödemediği hâlde çocuğumuzdan, kendimizden, hayatımızdan ödün veriyoruz. Birçok siyasi ile yolumuz kesişti, birçoğu da kafası kuma gömülü çalışmalarımıza şahit oldu. Yahu bunca şeye rağmen, insan hiç mi kulak vermez? Hiç mi demez, “Ne anlatıyor bunlar?” diye.
İnsanları programa davet edeceğim zaman konsepti soruyorlar. “Adada yaşayan yabancı uyrukluların yaşadığı sıkıntılar” dediğim anda ses kesiliyor. Dürtmesem cevap gelmiyor. Öyle çalışmadıkları yerden geliyor ki soru, düşünün…
İnsandan bahsediyorum üstelik! Elimizle getirip adaya doluşturduğunuz, üstünden para kazandığınız insandan… Etten kemikten, bildiğin insan yahu! Öyle köpekten, sardunyadan, balıktan, taştan, havadaki toz bulutundan da değil.
İNSANDAN!
Restoranda önünüze yemek koyan, deponuzda mal taşıyan, yuvanızın tuğlasını ören, asfaltınızı döşeyen, ananıza bakan insan yahu! Düpedüz İNSAN!
Nasıl olur da ülkenizde yaşayan, yaklaşık 87 bini kayıtlı işçi, 90 bini öğrenci olan bunca insanı görmez, duymaz, tanımazsınız? Ve nasıl olur da onlar adına bu kadar pervasızca kararlar verip, bu yasaların çıkarılmasına göz yumarsınız? Hepsi bir yana, bir milletvekili olarak nasıl olur da o insanların hayatını cehenneme çevirecek kararlar alırsınız?
Hadi aldınız, bütün bu kararların sonuçlarını da mı umursamaz insan?
Hadi oturup hasbihal etmediniz; bir gün olsun aklınıza da mı düşmedi?
Size söyleyecek söz bulamıyorum gercekten.










