Kuzey Kıbrıs’ta bugün yaklaşık 15–20 bin Bangladeşli yaşıyor. Bu nüfusun hatırı sayılır bir kısmı, yani yüzde 20–25’i kaçak durumda, yüzde 5–10’u ise işsiz. Geri kalanlarımız ise inşaatlardan otellere, restoranlardan tarlalara kadar uzanan geniş bir emek zincirinde yer alıyoruz. Çoğu zaman göz önünde olsak da görünmez kılınıyoruz. Emek bizden, kazanç başkalarına; geriye kalan ise güvencesiz yaşam.
Kaçak duruma düşmek çoğu zaman kendi tercihlerimiz değil. Çalışmaya başladığımızda işverenlerin izin çıkarmaması, sigorta yatırmaması ya da izin süresi dolduğunda bizleri ortada bırakması bir anda statümüzü kaybetmemize yol açıyor. Bu noktadan sonra daha düşük ücretle, daha uzun saatlerle ve çoğu zaman insani olmayan koşullarda çalışmaya mahkûm bırakılıyoruz. En kötüsü de şikâyet edememek; çünkü yasaların korumasından mahrum kalıyoruz.
Beş kişi kapasitesi olan bir iş yerine bundan fazlasına ön izin verilmesi ya da ön izin alınabilmesi, işsizliğin başlıca nedenlerinden biri. Ayrıca çoğu işveren, ihbar vermeden, kanunsuz şekilde aniden işten çıkarıyor. Bu sebeplerden dolayı işçiler ya kaçak duruma düşüyor ya da işsiz kalıyor.
Oysa bu tablo değişebilir. Çözüm basit ama irade gerektiriyor: daha sıkı devlet denetimi ve bireysel sorumluluğu esas alan bir sistem. Ortadoğu ülkelerindeki örneklerde olduğu gibi, işçinin kendi sigortasını ve vergisini yatırarak izin alabilmesi bizleri işverenin keyfiyetine bağlı olmaktan çıkarabilir. Böyle bir düzenleme hem kaçak işçiliğin önüne geçer hem de devletin vergi gelirlerini artırır.
Bugün Kuzey Kıbrıs’ın sokaklarında, şantiyelerinde, otellerinde Bangladeşli emekçilerin izi vardır. Sayılarla ifade edilen bu varlık, aslında insanların alın teri, umutları ve hikâyeleridir. Görülmek, duyulmak ve hak ettiği değerle kabul edilmek isteyen bir topluluk var burada. Yasalara bağlılığını koruyan, sabırlı ve çalışkan bu insanlar tek bir beklenti taşıyor: emeğinin karşılığını insanca alabilmek










