Ana SayfaYazarlarSerkan SoyalanKalenderhane’den Sent Antuan Kilisesi’ne...

Kalenderhane’den Sent Antuan Kilisesi’ne…

İstanbul’a yolum her düştüğünde Sent Antuan Kilisesi’ne mutlaka uğrarım. Oradaki doku huzur verir bana. Ancak bu kez, tarihi kilisenin yolunu, bir serginin peşinden İstanbul'un 800 yıllık Fransisken hafızasına doğru bir yolculuk heyecanıyla tuttum.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Serkan Soyalan

 Kalenderhane’den Sent Antuan Kilisesi’ne…

İstanbul’a yolum her düştüğünde Sent Antuan Kilisesi’ne mutlaka uğrarım. Oradaki doku huzur verir bana.

Ancak bu kez, tarihi kilisenin yolunu, bir serginin peşinden İstanbul’un 800 yıllık Fransisken hafızasına doğru bir yolculuk heyecanıyla tuttum.

***

Bu noktada bu kadim şehre bir paragraf açalım.

İstanbul’u sevmenin, biraz da onun katmanlarını sevmek olduğunu düşünüyorum.

Farklı kültürlerin, farklı insanların hikâyeleri vardır bu şehirde.

İstanbul, biraz da üst üste yazılmış bir tarih kitabıdır.

Sayfalarını çevirdikçe Bizans çıkar karşınıza, Osmanlı çıkar, Türkiye Cumhuriyeti çıkar. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler, Müslümanlar, Katolikler, Ortodokslar…

Aynı şehrin hikâyesine farklı zamanlarda, farklı biçimlerde dokunmuş insanların izlerini görürsünüz.

***

İstiklal Caddesi’nde “Kalenderhane’den Saint AntoineBazilikası’na: Aziz Francesco’nun 800. Yılında Türkiye’deki Mirası” sergisini gezdikçe, Saint Antuan’ın yalnızca İstiklal Caddesi’nin görkemli yapılarından biri olmadığını; arkasında sekiz yüzyıla uzanan bir hikâye taşıdığını bir kez daha düşündüm.

Hikâye Kalenderhane’de başlıyor…

1221 yılına gidiyoruz.

Fransiskenlerin Konstantinopolis’e yerleştiği ve ilk merkezlerinin Theotokos Kyriotissa olarak bilinen, bugün Kalenderhane Camii olarak tanıdığımız yapı olduğu aktarılıyor.

Yani bugün İstanbul’un başka bir köşesinde cami olarak yaşayan bir yapı, şehrin bir döneminde Fransiskenlerin de tarihine ev sahipliği yapmış.

İşin büyüsü biraz da burada zaten…

Aynı taşların, aynı duvarların farklı dönemlerde farklı hikâyelere tanıklık etmesinde…

Fransiskenlerin İstanbul hikâyesi burada bitmiyor.

  1. yüzyılın ilk yarısında Galata’da Aziz Francesco adına bir kilise kuruyorlar. Döneminin önemli yapılarından biri olan bu kilisenin “Latinlerin Ayasofyası” olarak anıldığı aktarılıyor.

Fransiskenlerin Galata’daki hikâyesi, şehrin değişimlerinden payını alıyor.

  1. yüzyılda yaşanan kayıplar ve taşınmalar sonrasında Fransiskenlerin Pera’daki varlığı öne çıkıyor.

Bugünkü Sent Antuan’ın bulunduğu bölgenin hikâyesi de böylece şekillenmeye başlıyor.

Bir yapı ortadan kalkıyor, başka bir yapı doğuyor.

Bir cemaat başka bir mahalleye taşınıyor.

Ama hafıza bütünüyle kaybolmuyor.

Bir yerden başka bir yere taşınıyor.

Serginin benim için en değerli taraflarından biri de buydu.

Bize yalnızca bir kilisenin tarihini anlatmıyordu.

Bir şehrin değişirken hafızasını nasıl taşıdığını gösteriyordu.

Ve bugünkü Sent Antuan…

Bugün İstiklal Caddesi’nde gördüğümüz Sent Antuan’ın hikâyesi 20. yüzyılın başında yeni bir sayfa açıyor.

Bugünkü bazilikanın inşası 1900’lerin başında gündeme geliyor. Temeller 1906’da atılıyor ve yapı 1912’de ibadete açılıyor. Mimar Giulio Mongeri’nin adı bu yapıyla özellikle birlikte anılıyor. Daha sonra 1932 yılında küçük bazilika statüsüne yükseltiliyor.

Bugün önünden geçerken kırmızı tuğlalı görkemli cephesini, yüksek kemerlerini, heykellerini ve İstiklal Caddesi’ne açılan avlusunu görüyoruz.

Ama sergiyi gezerken insan yapıya başka türlü bakmaya başlıyor.

Çünkü artık yalnızca binayı değil, binanın arkasındaki zamanı görüyorsunuz.

Sergide mimari çizimler de bunun önemli parçalarından biri.

Mongeri ve Edoardo de Nari tarafından hazırlanan özgün mimari çizimler, yapının nasıl tasarlandığını ve arkasındaki mimari düşünceyi görmemizi sağlıyor.

“Kalenderhane’den Saint AntoineBazilikası’na” sergisi, 2026 yılında Assisili Aziz Francesco’nun ölümünün 800. yılı dolayısıyla hazırlandı.

İstanbul İtalyan Kültür Merkezi, İtalya Başkonsolosluğu, İstanbul Apostolik Vekilliği ve Saint Antoine Bazilikası’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen serginin küratörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Paolo Girardelli üstleniyor.

Fakat sergiyi gezerken insanın aklında yalnızca Aziz Francesco kalmıyor.

İstanbul kalıyor…

Bu nedenle Saint Antuan’a sadece “bir Katolik kilisesi” diye bakmak, bana kalırsa bu yapının taşıdığı şehir hikâyesini eksik bırakıyor.

O, aynı zamanda İstanbul’un çok katmanlı kültürel mirasının yaşayan parçalarından biri.

 

 

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar