Bir gün aslan, kurt ve tilkiyi yanına alarak ormanda ava çıkar. Daha gün batmadan, öğle vakti üç semiz avla dönerler: bir sığır, bir ceylan ve bir tavşan. Avcılar bir araya toplanır; aslan, kurt ve tilki. Aslan, doğal olarak liderdir. Kurda dönüp, “Hadi kardeş, şu avları taksim et,” der.
Kurt, hemen öne atılır. “Efendim,” der, “En büyük av, sığır, aslan payı olarak zatınıza yakışır. Ceylanı ben kulunuz yerim, tavşanı da tilki yesin.” Sözü bitirir bitirmez aslanın pençeleri kurtun boğazında biter. Kurt, kanlar içinde yere yığılır.
Aslan bu kez tilkiye döner: “Tilki kardeş, sen bir taksim et bakalım.” Tilki, kurdun cansız bedenine, aslanın keskin bakışlarına, sonra avlara bakar ve usulca konuşur: “Efendim, bu sığır öğle yemeğiniz için biçilmiş kaftan, afiyet olsun. Akşam yemeğinde ceylan yersiniz; eti hafif, uykunuzu bölmez. Sabah kahvaltısında ise tavşan iyi gider, hafif ve lezzetli.”
Aslan memnun bir ifadeyle sorar: “Aferin tilki, bu güzel taksimi kimden öğrendin?” Tilki, saklamaz: “Kurdun halinden, efendim.”
Kurdun kaybı, tilkiye kazanç olur. Tek fark, sınanma sırasıdır. Eğer aslan önce tilkiye sorsaydı, kurt tilkiden öğrenir, hayatta kalan o olurdu. İşte burada ibretlik olan kurt, ibreti alan tilki oldu.
Bu hikâye, 42 yıldır kurulan hükümetlerden, seçilen cumhurbaşkanlarından ibret alması gereken bir toplumun hikâyesidir. Ama ne yazık ki teşbihte hata olmaz, vatandaş çoğu zaman kurt gibi ibretlik oldu, tilki gibi ibret alamadı.
“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” misali, bu toplum mücadeleyi göze alamadı. Aynı isimleri, aynı yüzleri, aynı söylemleri, aynı tercihleri, aynı anlayışları defalarca denedi; ama her seferinde aynı neticeyi, aynı hayal kırıklığını yaşadı. Bir kez olsun farklı bir yolu seçip, farklı bir sonuç görme cesaretini gösteremedi.
Kaderine teslim olmak, bu toplumun alışkanlığı haline geldi. Ancak artık bu gidişata dur demenin vakti geldi! Kötüye ceza, beceriksizlere kapıyı gösterme zamanı.
Her toplum, hak ettiği gibi yönetilir. Şimdi hakkını arama, değişimi yaratmamın TAM zamanı!










