20 Temmuz 1974… Kıbrıslı Türkler için tarihsel bir kırılma anı. Can pazarının ortasında, göç yollarında, evinden edilmiş binlerce insanın belleğinde yeri silinmez bir gün. Ama aynı zamanda bir müdahale, bir sahip çıkış, bir güvenlik duvarı olarak da anlatılıyor. Peki, bu kadar farklı duygunun iç içe geçtiği bir gün kutlanmalı mı, yoksa düşünülmeli mi?
Öncelikle çok açık konuşalım:
Bu topraklar kolay savunulmadı. Bu halk, kendi varlığı için mücadele etti. O mücadelede hayatını kaybeden tüm şehitlerimize en derin minnetimizi sunuyorum. Göğsünü siper eden, canını hiçe sayan herkese borçluyuz. Aynı şekilde, bugün hâlâ aramızda olan tüm gazilerimize de teşekkür etmeyi bir görev bilirim. Onlar bu ülkenin gerçek taşıyıcılarıdır.
Ama artık bir soruyu sorma zamanı geldi:
Acılarla dolu bir gün, herkes için bayram olabilir mi?
1974 müdahalesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türkleri korumak için yaptığı tarihsel bir adımdır. Bu adım olmasaydı, belki de bugün burada özgürce konuşuyor bile olamazdık. Türkiye halkının gösterdiği dayanışma, Kıbrıslı Türkler için hayati bir destek olmuştur. Ancak üzerinden geçen 51 yılda, sadece geçmişin değil, bugünün de muhasebesini yapmamız gerekiyor.
Çünkü bu süreçte kazananlar sadece hakları için mücadele edenler olmadı. Ganimet düzeninden beslenenler, emeği sömürenler, halkı değil çıkarı düşünenler de kazandı. Ve bu halk, yıllar sonra bile hâlâ göç yollarına düşüyorsa, çocuklarına umutla bakamıyorsa, özgürlük sadece geçmişte kalmış bir kavram gibi hissediliyorsa… kutlamayı değil, düşünmeyi tercih etmeliyiz.
Kutlama başka, anma başka; zafer başka, barış bambaşka bir şeydir.
Biz artık sadece geçmişi değil, geleceği de konuşmalıyız.
Bugün Kıbrıslı Rumlar da bu günü farklı yaşar. Onlar için 20 Temmuz bir kayıptır. Bu farklı bakışlar, barışın önünde engel değil, onu kurmanın temelidir. Keşke iki toplum lideri bir gün, iki toplumun mezarlarını birlikte ziyaret edebilse. Keşke bir gün, özürler cesaretle dillendirilse. Çünkü barış ancak eşit bir hüzünle, ortak bir gelecekte filizlenir.
Ben bu günü bir yüzleşme günü olarak görüyorum. Bir halkın hayatta kalma mücadelesine duyulan saygının günü. Ama aynı zamanda, artık yeni bir dilin, yeni bir siyasetin, yeni bir barışın çağrısı olması gereken bir gün.
Şehitlerimize rahmetle, gazilerimize minnetle…
Ve hâlâ bu topraklarda onuruyla, emeğiyle yaşamaya çalışan herkese selamla…
Çünkü acılarla yüzleşmek, barışa giden ilk adımdır.










