Serkan Soyalan
Zaman Elinden Kayıp Giderken…
“Zaman elinden kayıp giderken, sana hep yeni bir an bırakır.”
Hayatın belki de en büyük çelişkisi budur.
Her geçen saniyede biraz daha eksiliriz, diğer yandan yeniden başlarız…
Takvimden çizdiğimiz her bir gün, ömrümüzden eksilen bir günü anlatırken; aynı günün içinde doğan yeni bir sabah, yeni bir nefes, yeni bir umut da vardır.
İnsan çoğu zaman bunu fark edemez.
Ya geçmişin omuzlarına yüklediği pişmanlıkları taşır ya da henüz gelmemiş yarının kaygılarıyla bugünü tüketir.
Oysa hayat, ne dünün pişmanlıklarında ne de yarının belirsizliklerinde yaşanır.
Hayat, tam şu anda, gözlerimizin önünden sessizce geçip giden bu küçücük anda saklıdır.
***
“Zaman elinden kayıp giderken, sana hep yeni bir an bırakır.”
Bu cümle, bana göre yalnızca şiirsel bir ifade değildir. Aynı zamanda yaşamın en yalın gerçeğidir. Çünkü zaman hiçbirimize acımaz.
Ne zengine daha fazla saat verir ne de yoksulun gününü uzatır. Hepimiz aynı yirmi dört saatin içinde yaşar, sever, üzülür, başarır ve kaybederiz.
Asıl farkı yaratan ise zamanı değil, anı nasıl değerlendirdiğimizdir.
Ne gariptir ki insanlar yıllarca mutlu olmanın yollarını ararlar ama mutluluğu hep geleceğe ertelerler.
“Şu işi bitireyim…”
“Biraz daha para kazanayım…”
“Emekli olayım…”
“Çocuklar büyüsün…”
“Ev sahibi olayım…”
“Şunu da halledeyim…”
Hayat ise bütün bu cümleleri sessizce dinler ve akıp gitmeye devam eder.
Bir gün dönüp baktığımızda ise beklediğimiz o “uygun zamanın” hiç gelmediğini fark ederiz.
Çünkü uygun zaman diye bir şey yoktur.
Yaşamak için yalnızca şu an vardır.
Bir fincan kahvenin kokusu…
Sabah pencereden içeri giren güneş…
Çocuğunuzun attığı kahkaha…
Annenizin telefonda “Ne yedin?” diye sorması…
***
Hayat büyük olaylardan çok, işte bu küçücük anların toplamıdır.
Ne var ki içinde yaşadığımız çağ bize sürekli başka şeyler fısıldıyor.
“Daha hızlı ol.”
“Daha çok çalış.”
“Daha fazla kazan.”
“Daha fazla tüket.”
“Daha fazla paylaş.”
“Daha fazla görün.”
Bütün bunların arasında insan, yaşamayı unutuyor.
Telefon ekranına bakarken çocuğunun gözlerine bakmıyor.
Fotoğrafını çektiği gün batımını gerçekten izlemiyor.
Bir konseri dinlemek yerine onu kaydetmeye çalışıyor.
Yemek yerken tadını değil, paylaşacağı kareyi düşünüyor.
Tatilde bile dinlenmiyor; başkalarına ne kadar mutlu göründüğünü kanıtlamaya çalışıyor.
Oysa yaşanmayan hiçbir anın hatırası olmaz.
Anı yaşayamadığımızda, geriye yalnızca bulanık fotoğraflar ve eksik duygular kalır.
Belki de bu yüzden insanlar bugün bu kadar yorgun.
Bedenleri değil yalnızca, ruhları da yoruluyor.
Çünkü sürekli başka bir zamana yetişmeye çalışıyorlar.
***
Dün hata yaptıysan…
Bugün yeni bir andır.
Birini kırdıysan…
Şimdi özür dilemek için yeni bir andır.
Sevdiğini söyleyemediysen…
Telefonu kaldırmak için yeni bir andır.
Hayalini ertelediysen…
İlk adımı atmak için yine yeni bir andır.
Hayat bize ikinci bir ömür vaat etmiyor ama ikinci bir anı sürekli armağan ediyor.
Ne büyük bir lütuf aslında…
Çünkü insan geçmişi değiştiremez.
Geleceği de bütünüyle kontrol edemez.
Ama içinde bulunduğu bu küçücük anı değiştirebilir.
Belki de bütün dönüşümler tam burada başlar.










