VİCDAN ÜZERİNE

“Kimin vicdanı varsa, hatasını anladıysa varsın acı çeksin! Bu acı onun cezasıdır...”

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

“Kimin vicdanı varsa, hatasını anladıysa varsın acı çeksin! Bu acı onun cezasıdır…”

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’daki kaleminden dökülen, Şubat dizisinde Duble’nin o sarsıcı sesiyle hafızalarımıza kazınan bu cümleler; aslında insanın kendi içine kurduğu kaçışsız mahkemenin en net özetidir… Kendi mahkemelerimizde kendimize bahaneler bulduğumuz, sahte vicdanlarla avunduğumuz bu dünyayı gördükçe, vicdan nedir diye sormadan edemiyorum. Vicdanın sağır olması ne demektir? İnsan nasıl oluyor da bir suç işleyip vicdanını bu davranışın doğruluğuna ikna edebiliyor?

Dünyanın gürültüsü içinde vicdanın sesi çoktan duyulmaz olmuşken, tam da bu soruları sormanın sırası mı? Peki, o kötülüğü yapanların hiç mi vicdanı yok? İnsana, hayvana eziyet edenlerin vicdanı nerede duruyor? İyi, kötü ve çirkini birbirinden nasıl ayıracağız?

Vicdanı kalıplara sıkıştırıp kuru bir tanım yapmak istemiyorum. Kalp midir, akıl mıdır? Her bir okuyucu bu soruları kendine sorsa, belki derin bir idrak doğar hepimize ve bu bilinç bütüne yayılır. Her bilinç seviyesinin vicdanı farklı çalışıyor çünkü. Kimi insan, kendini ait hissettiği topluluğun —bu bir şirket olabilir, bir aile ya da bir ırk— çıkarları uğruna her şeyi feda edebilir hale geliyor. Günümüz ahlakı buna göre şekillenmiyor mu zaten? Kariyer için feda edilenler, sosyal medyada verilen o kusursuz fotoğraf uğruna harcananlar, güzel görünmek için çekilen acılar…

Canınız hiç yandı mı? Sokak ortasında birinin başına kötü bir şey gelmesini dilemek ya da yok olmasını istemek… Kulaklarımızın duyduğu her cümle beynimizde bir yargı yaratıyor; hemen iyi ya da kötü diye etiketliyoruz. Düşünmeden edemiyorum; savaşlarda birbirini katleden insanları… Acaba o canlar başka bir yerde karşılaşsalardı, birbirlerini ne kadar çok seveceklerdi? İki aşık nasıl oluyor da birbirine kıyabiliyor? İnsan ne zamandan beri kötünün aslında iyi olabileceğine, hatta sapkınlığın normalleşebileceğine inandırdı kendini?

Merak ediyorum da; babam beni çok sevseydi, daha doğrusu sevgisini göstermeyi becerebilseydi, bugün daha vicdanlı bir insan olur muydum acaba?

Kendi alanımızı korurken vicdanın çizgisi tam olarak nerede başlar? Vicdan her zaman doğruyu mu söyler, yoksa başka bir seçeneğimiz olmadığına nasıl bu kadar kolay inanırız? Tüm bunlar olup biterken kalp gerçekten üzülür mü? Mesela bir kuzuyu kesip yerken ya da tavukları yumurta uğruna o küçücük kutulara hapsederken, kendimizi nasıl ikna ediyoruz?

Size de hiç olmadı mı? Hayatınızda hiç suç sayılacak bir şey yapmadınız mı? Vicdan bir suçu durdurmaya yeter mi, yoksa sınırlarımızı aşmak için daha çok mu şey bilmemiz gerekiyor?

Şöyle derin bir nefes alıp bu uykudan uyanmak istiyorum gerçeğe… Size de oluyor mu?

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar