“Toplumsal Güvenlik” gündemiyle toplanan Meclis ve Meclisten kaçan hükümet…
Bir ülkede insanlar sokakta kendilerini güvende hissedemiyorsa, kadınlar sokakta yürürken tedirgin oluyorsa, iş insanları tehditlerden, aileler uyuşturucudan, gençler şiddetten, sürücüler trafikten korkuyorsa orada artık sıradan bir asayiş meselesinden söz edilemez.
Orada bir toplum güvenliği sorunu vardır.
Ve toplum güvenliği, hükümetlerin canı istediğinde konuşacağı, istemediğinde görmezden geleceği bir konu değildir.
Tam da bu nedenle Cumhuriyet Meclisi’nin “Toplum Güvenliği” gündemiyle olağanüstü toplantıya çağrılması son derece önemliydi.
Ama ne oldu?
Hükümet Meclis’e gelmedi.
Nisap sağlanamadı ve Meclis çalışamadı.
Bu tabloyu nasıl açıklayacağız?
İnsanların güvenlik kaygısının giderek büyüdüğü bir ülkede, toplum güvenliğini konuşmak için toplanan Meclis’e gitmemek nasıl bir siyasi sorumluluk anlayışıdır?
Üstelik mesele herhangi bir siyasi polemik konusu değil.
Mesele insanların can güvenliğidir.
Mesele sokakta, evde, işyerinde, trafikte kendimizi ne kadar güvende hissettiğimizdir.
Dolayısıyla hükümetin Meclis’te olmaması yalnızca bir nisap problemi değildir.
Bence bundan çok daha ağır bir siyasi problemdir.
Toplumun güvenlik kaygısına sırt çevirmektir.
Gerçeklerden kaçmak, gerçekleri ortadan kaldırmıyor
Hükümet cephesinden suç oranlarının bazı başlıklarda azaldığı söylenebilir.
Ama toplumun yaşadığı korkuyu yalnızca toplam suç rakamlarıyla ölçemezsiniz.
Çünkü suçun sayısı kadar niteliği de önemlidir.
Vahameti de önemlidir.
Şiddetin biçimi de önemlidir.
Toplumda yarattığı korku da önemlidir.
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin açıkladığı verilere göre adam öldürmeye teşebbüs davaları 2023’te 8 iken 2025’te 14’e yükselmiş durumda. Ağır yaralama ve vahim darp davaları 63’ten 113’e, ateşli silah ve patlayıcı madde taşıma davaları 40’tan 87’ye, uyuşturucu davaları ise 364’ten 500’e çıkmış. Cinsel istismar davalarında da artış görülüyor.
Bunlar yalnızca rakam değildir.
Dolayısıyla “suç azaldı” diyerek toplumun yaşadığı güvenlik kaygısını küçümsemek, sorunu çözmez.
Tam tersine, sorunun üzerini örter.
Nüfusunu bilmeyen devlet güvenlik sağlayamaz
CTP’nin “Toplum Güvenliği Eylem Planı”nı önemli bulmamın temel nedenlerinden biri de meseleyi yalnızca polis gücü üzerinden ele almamasıdır.
Planın ilk maddesi nüfus sayımı ve dijital takip.
Son derece temel bir mesele.
Bu ülkede kaç kişi yaşıyor?
Kim nerede yaşıyor?
Hangi statüyle bulunuyor?
Çalışıyor mu?
Öğrenci mi?
İzni ne zaman bitiyor?
Nerede kalıyor?
Hangi kurumda kayıtlı?
Bu soruların yanıtını sağlıklı biçimde bilmeden nasıl güvenlik politikası üreteceğiz?
CTP’nin “Toplum Güvenliği Eylem Planı” bu açıdan önemli bir başlangıçtır.
Eksikleriyle, tartışmalarıyla, geliştirilecek yönleriyle…
Ama en azından bir yol haritasıdır.
Ve unutmayalım ki, Meclis’ten kaçabilirsiniz ama sandıklardan kaçamayacaksınız…










