Seçimler için son düzlüğe girilirken, bir taraf arkasına aldığı tüm desteği sahada hissettirmeye çalışıyor.
Ancak asıl soru şu: Sahada hissedilenler, o tarafın arzularını gerçekten karşılıyor mu?
Esas mesele burada yatıyor.
Türkiye’den gelen eski siyasi kadrolar, eski futbolcular ve etkisini yitirmiş sanatçılar, beklenen etkiyi yaratabilecek mi?
İşte bu büyük bir muamma.
Öncelikle, Sayın Süleyman Soylu’nun ziyareti UBP için doğru bir tercih miydi? UBP’nin en büyük destekçilerinden olan Falyalı ailesi ve aileye yakın siyasilerin tavrı, UBP’nin ve Sayın Ersin Tatar’ın hayallerini karşılayabilecek mi?
Depremde büyük acılar yaşayan Hataylı ve Adıyamanlı vatandaşlar, bu hamle sonrası Sayın Tatar’ın umut bağladığı Türkiyeli seçmenlerde karşılık bulabilecek mi?
Aynı durum, seçilen diğer isimler için de geçerli. Sanki Türkiye’den KKTC’ye gönderilen isimler, bir “üst akıl”ın burası için farklı bir planı olduğu izlenimini veriyor.
Kısacası, gelen hiçbir isim KKTC vatandaşında, seçim sonrası için KKTC’nin geleceğine dair heyecan uyandırmıyor. Aksine, daha çok tereddüt yaratıyor. Çünkü Türkiye’nin aktif politikasında rol alan siyasi figürler ve bürokratlar, ne sahada ne de söylemlerde varlık gösterebiliyor.
Anlaşılan o ki, Sayın Tatar ya da Sayın Erhürman, Türkiye için fark etmiyor. Türkiye, sadece “Biz yola çıktığımızın yanındayız” mesajını vermekle yetiniyor ve bunu “lütfen” diyerek nazikçe ifade ediyor.
Eğer bu söylediklerimi, gelen isimler üzerinden tek tek analiz ederseniz, ne demek istediğimi çok net anlayacağınızı düşünüyorum.










