Serkan SOYALAN
Lefkoşa’yı adımlamak
Arabamızı park ettik Sarayönü’nde araç parkı için ayrılan ceplere ve kısa bir Lefkoşa turu için indik arabamızdan.
Kafamı kaldırıp baktım Venedikliler tarafından 1550’de Lefkoşa’nın ortasına dikilen bu 6 metrelik sütuna.
Salamis’ten bir mabetten alınarak getirildi Lefkoşa’ya bu sütun ve üzerine İtalyan ailelerinin armaları işlenerek dikilmişti buraya…
Üzerinde St. Mark aslanı ile ihtişamlı bir şekilde geleni geçeni karşıladı, ta ki Osmanlı’ya kadar. Osmanlı’nın Lefkoşa’yı almasıyla birlikte, yerinden söküldü ve Sarayönü Camii’nin bahçesine atıldı bu sütun, üzerindeki aslan ile birlikte.
İngiliz döneminde yeniden dikildi buraya. Ancak St. Mark aslanı kayıptı… Yoktu… Yok olmuştu… Onun yerine de bir bakır küre ilave edildi.
Sonrasında uzun yıllar Lefkoşa’yı ziyaret eden kişileri ağırlayan Saray Otel’in yanından geçtik…
Bu otel son yıllarda yenilendi, ancak benim belleğimde 3 anı ile birlikte var bu tarihi otel.
Birincisi, Kıbrıs Türk Toplum Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün otelin yapım çalışmalarını yerinde incelediği, siyah beyaz bir fotoğraf karesi…
İkincisi, otelin güney cephesindeki kurşun izleri. Ki savaş yıllarında Saray Otel üzerinde konuşlanmış Türk askerleri vardı. Onların ateşine karşılık verilmişti güneyden… Hala bu kurşun izlerini orada görmek mümkün…
Üçüncüsü, dedem Ahmet Gürses’ten kalan bir fotoğraf karesi… Türkiye’nin önde gelen din görevlileri ile birlikte Saray Otel’i ziyaret etmişler ve otelin terasına çıkarak, manzaraya bakmışlar ve bu anı fotoğraflamışlardı…
Yürüyerek Arasta’ya doğru yol aldık ve bölünmüş Lefkoşa’yı birleştiren geçiş noktalarından biri olan Lokmacı’nın yanından geçtik.
Bu geçiş noktasına bakarken, bir kez daha lanetlerde bulundum savaşlara, ayrılıklara…
Ve Arasta…
Arasta’nın kelime anlamı, her ihtiyaca cevap verebilen esnafın ve zanaatkârın toplanıp hizmet ürettiği yer demek.
Akşamüstü turumuzda çoğu dükkanın kapalı olduğunu gözlemlemekle birlikte, yeni yeni açmaya başlayan ve Lefkoşa’ya son yıllarda hayat veren cafe ve barların yavaştan açılmalarını izledik.
Dükkan duvarlarındaki grafitiler, pek fazla bu dokuya yakışmasa da insan karşılarında durup, inceliyor onları…
Sokak kedileri eşlik etti bizlere Arasta boyunca…
Burası eskiden mezarlıkmış. Ve bu mezarlık buradan taşınıp da çarşıya dönüştürülürken bazı mezarlar buralarda unutulmuş, üzerlerine de dükkanlar yapılmış. Hala bazı dükkanlarda mezarlar var…
Selimiye Camii, tüm ihtişamı ile ağırladı bizi… Yine dalıp gittim onun o tarihi dokusunda… Kafamı kaldırıp baktım minarelerine ve bir kez daha çocukluğuma gittim.
Güney minaresinin altından yürüdük ve güneş saatine bakarak turladık çevresini 1209 yılında Lefkoşa’da yükselen bu katedralin.
“Kaç ayin, kaç dini tören, kaç namaz, kaç cenaze, kaç savaş, kaç ölüm, kaç deprem, kaç olay gördü bu yapı?” Bu sorularla vardık Sultan Mahmut Kütüphanesi’ne…
İçerisinde 1700 civarında kitap bulunan bu kubbeli kütüphane de, Sultan II. Mahmut tarafından1829 yılında inşa ettirilmiştir…
Açılışına katılacağını söyleyip de gelmeyen Sultan Mahmut için, bir de kapı açılmıştı camiiden kütüphaneye bakan…
Yine bir 15’inci yüzyıl yapısı olan ve günümüzde Taş Eserler Müzesi olarak da kullanılan Venedik tarzı bu yapının önünden süzüldük, Lefkoşa sokaklarında…
Burada armalar, mermerler, lahitler, sütunlar, hatta bir de St. Mark Aslanı sergilenmektedir.
Dampierre ailesine ait lahit ve 13’üncü yüzyılda Kıbrıs mareşali olan Adam of Antioch’a ait mezar taşı da mutlaka görülmeli…
***
Taş Eserler Müzesi’nin yanından geçerek, Haydarpaşa’ya vardık…
Günümüzde Turizm Bakanlığı binası olarak kullanılan, Lefkoşa’nın tarihi yapılarından biri olan binayı incelemeye koyulduk.
Bu bina 1912 tarihli Lefkoşa haritalarında da vardı.
Eskiden burada LunaticAsylum adı verilen bir akıl hastanesi vardı… 1929’da da İslam Erkek Lisesi’ne dönüştürüldü, yeni binalar eklendi ve yeniden yapılandırıldı.
O dönemlerde, altı adet derslik, bir adet salon, kütüphane, fen dersliği ve 80 öğrenciyi barındıran bir yurt binası vardı içinde.
1936 ve 1939’da yeniden yenileme çalışmaları yapılmıştır.
***
Ve bakanlık binasının hemen karşısında Haydarpaşa Camii… Ya da orijinal adıyla St. Cathrine Kilisesi…
Tarihçi Sir Harry Luke tarafından Kıbrıs’ın en zarif ve mükemmel Gotik binası olarak tanımlanan Lüzinyan yapısı St. Catherine Kilisesi, 14’üncü yüzyılda inşa edilmiş, Osmanlı ile birlikte de camiye çevrilmiştir.
***
Kirlizade Sokak üzerinden yürüyerek, Karababa Türbesi’ne vardık… Üzerinde bulunan sokağa da adını veren bu türbede yatanın kim olduğuna dair çeşitli rivayetler olsa da türbedeki mezarın Kadiri – Rufai – Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Karababa’ya ait olduğu, Karababa’nın 1570 yılında Lefkoşa sokaklarında Venediklilerle savaşırken şehit olduğu, öldüğü yere silahlarıyla birlikte gömüldüğü rivayet edilir.
Sonradan buranın türbe ve zaviye haline getirildiği ve türbenin avlusundaki ikinci bir mezarda da Karababa’nın hadımı Kadiri – Rufai dervişlerinden Abdullah Dede’ye ait olduğuna inanılır.
Türbenin kime ait olduğu konusundaki ikinci bir iddia ise Bektaşi şeyhlerinden Kutub Baba (ya da Karababa) ve iki dervişine ait olduğu şeklindedir.Kutub Baba’ya atfedilen başka bir türbe ise Kurt Baba Türbesi’dir.
***
Karababa üzerinden devamla, sokaklardaki mahalle kültürünü gözlemleyerek, kapı önlerinde sandalyelerinde oturan insanlar arasından yürüyerek Yeni Camii’ye vardık…
Burası da kiliseden camiye çevrilen bir camidir…
Az daha yürüyerek Atatürk İlkokulu’nun önünde durup, bu okul binasını da iyice inceledim.
Çocukluğumda bahçesinde çokça top oynadım bu okulun. 1957’den beri eğitim vermekte olan bu okul, Kıbrıs’ta toplumlarası çatışmaların yaşandığı yıllarda bölgede yaşayan Kıbrıslı türklere sığınak olmuştu. 1963 olaylarında, 850 kişi bu okulda barınıyordu.
Atatürk İlkokulu’nu da uzun uzadıya inceledikten sonra, yol aldık Lefkoşa’nın ara sokaklarından geçerek, aracımıza doğru.
Akşam ağır ağır çökerken Şeher’in üzerine, evlerden yemek kokuları tütmeye ve ışıklar teker teker yanmaya başlamıştı.
Evlerden, daracık sokaklara vuran sesler arasında, çocuk gülüşleri, asırlardır sakinlerini ağırlayan Lefkoşa’ya, bir kez daha can simidi oluyordu, tüm ihanetlere ve yıkımlara karşın…










