Kuzey Kıbrıs’ta bir kadının istemediği bir gebeliği sonlandırabilme hakkı var. Kâğıt üzerinde. Ama kamu hastaneleri bu hizmeti sunmuyor. Kadınlar sadece özel kliniklere yönlendiriliyor ve bunun bedelini kendi cebinden ödemek zorunda kalıyor. Yani devlet diyor ki: “Doğurmamayı seçersen seni yalnız bırakırım.”
Peki ya doğurursa?
Devletin çocuklu kadınlara sunduğu hangi destek mekanizması var?
Ücretsiz kreş mi?
Tek başına çocuk büyüten annelere barınma desteği mi?
Tam gün çalışan kadınlara çocuk bakım çözümü mü?
Yok.
Yani aynı devlet bu kez şöyle diyor:
“Doğurduysan da başının çaresine bak.”
Kürtaj erişilemez, annelik sahipsiz.
Devlet, kadına iki seçenek sunuyor: ya doğurur ve yoksullaşırsın, ya doğurmazsın ve yalnızlaşırsın. Her durumda bedel kadına.
16 Temmuz 2025’te Kıbrıs Gerçek isimli bir haber sitesinde yayımlanan bir olay bu düzenin ne kadar adaletsiz olduğunu bir kez daha gösterdi. Haberde, hamileliğini sonlandırdığı ve uyuşturucu kullandığı iddia edilen bir kadının ismi ve yüzü açık şekilde yayımlandı. “Canına kıydı” ifadesiyle kürtaj doğrudan kriminalize edildi. Üstelik kadın “Ukraynalı” olduğu için bir de yabancı düşmanlığı körüklendi. Medya Etik Kurulu bu haberi kınadı. Ama olan yine kadına oldu.
Bu sistem ne kadının bedenine, ne kararına, ne de çocuğuna sahip çıkıyor.
Çünkü bu sistem, kadına yalnızca doğur deniyor. Gerisini sormuyor.
Devletin görevi kadının bedeniyle pazarlık etmek değil; onun kararına saygı duymak ve hangi yolu seçerse seçsin yanında durmaktır.
Kürtaj suç değildir. Sağlık hizmetidir.
Annelik bir dayatma değil, desteklenmesi gereken bir tercihtir.
Ama tercih sadece kadına aittir. Devlete değil, topluma değil, hiç kimseye değil.
Kadının bedeni kadına aittir.
Kadının kararı haktır.
Kürtaj, bu hakkın adıdır.










