Ana SayfaAna SayfaKaçağa İt, Affet, Parasını Al!

Kaçağa İt, Affet, Parasını Al!

Yabancı uyruklu işçiyi kendi hatası yokken “kaçak” statüsüne iten, ödeyemeyeceği kadar yüksek cezalar yaratan, sonra da "Bana bir maaşını ver seni af edeyim" diyen bir düzen var. Ceza, af ve İhtiyat kesintileri üzerinden kurulan bu yapı, bireyleri değil bizzat sistemi suçlu yapıyor.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Kuzey Kıbrıs’ta yabancı uyruklu işçilerin yaşadığı sorunlar artık tek tek olaylarla açıklanacak boyutu geçti.
Ortada kişisel bir aksaklık değil, yasal ve idari tercihlerle kurulmuş, düzenli çalışan bir mekanizma var.
Bu mekanizma öyle işliyor ki, yabancı uyruklu biri neredeyse kendi iradesi olmadan “kaçak” duruma düşüyor.
Sonra devlet bu kişinin önüne bir “af” koyuyor.
Ve bütün süreç, en sonunda devlet kasasına para girmesiyle kapanıyor.

Bu tabloyu anlamak için önce kaçağa düşmeye yol açan yasalara bakmak gerekiyor.

Sistem üç temel noktada kilitleniyor:

Birincisi, yabancı uyruklu bir kişi işten ayrıldığında veya işveren tarafından çıkarıldığında, yeniden iş bulması ve evraklarını tamamlaması için verilen süre 60 günden 45 güne indirildi.
Kâğıt üzerinde basit görünen bu süre, gerçek hayatta neredeyse imkânsız:
Hafta sonları, resmi tatiller, yeni iş bulma süreci, işverenin geciktirdiği yatırımlar derken, 45 gün fiilen yetmiyor.

İkincisi, işveren isterse işçinin dosyasını 20–30 gün geriye dönük kapatabiliyor.
Yani işçi aslında yasal çalışırken, sistem onu geriye dönük bir tarihte “kaçak” ilan edebiliyor.
Bu uygulama, işçinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen otomatik olarak suçlu konuma düşmesi demek.

Üçüncüsü, yatay geçiş hakkının sınırlandırılması.
Eskiden işçi işveren değiştirebiliyordu; şimdi yalnızca birkaç sektör için geçiş izni var, o da uzun bekleme süresiyle.
Bu, yabancı uyruklunun hareket etme hakkını neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor.

Sonuç?
İnsanlar “kaçak kalmak istediği” için değil, sistem öyle tasarlandığı için kaçak duruma düşüyor.

Kaçağa düşen kişinin önünde bir seçenek var: af.

Ama bu af, sanıldığı gibi “insani bir çıkış yolu” değil.
Aflarda gerçek tablo şöyle işliyor:

Bir kişi 3 ay kaçak kalsa, günlük yaklaşık 2.500 TL ceza uygulanıyor.
Bu 3 ayın toplamı 225.000 TL.

İnsanın ödeyemeyeceği bir borç.

Ama sonra devlet bir af çıkarıyor ve diyor ki:
“Bu kadar ceza ödeme, gel bana bir aylık brüt asgari ücret ver, konuyu kapatalım.”

2022’de bu ücret 7.000 TL idi.
Yani devlet 225 bin TL ceza yazıyor, sonra “indirim yapıyorum” diyerek 7 bin TL tahsil ediyor.
Bu iyi bir şey gibi sunuluyor ama gerçekte devlet için planlı bir gelir yönetimi.

Rakamlar da bunu gösteriyor:

2021–2022 affından 4.167 kişi,
2022–2023 affından 4.041 kişi yararlandı.

Toplamda 8 binden fazla kişi, “1 aylık brüt asgari ücret” ödeyerek sisteme geri döndü.
Bu iki af döneminde, sadece asgari ücret tutarları üzerinden bile devletin kasasına 80 milyon TL’nin üzerinde para girdi.
Evrak, teminat, sağlık, izin harcı gibi ek ücretlerle bu tutar çok daha yukarı çıktı.

Yani af, bir sorun çözme yöntemi değil;
gelir toplama operasyonu.

Aflarda toplanan para buzdağının üstü.
Asıl düzenli gelir İhtiyat Sandığı ve diğer kesintilerde.

Yabancı işçi için her ay:

  • %4 ihtiyat işçi payı,

  • %4 ihtiyat işveren payı,

  • %4–5 yerel istihdam fonu,

  • artı sigorta ve diğer yan kesintiler alınır.

Yabancı işçi daha çalışmaya başladığı gün devlete tertemiz, garanti bir gelir kalemi yaratıyor.
Ama işçinin bu fona karşı aldığı hak ne?

Ne sağlık,
ne iş kazası tazminatı,
ne sosyal güvence,
ne de uzun vadeli bir emeklilik karşılığı.

İhtiyat Sandığı dosyaları açıldığında, yıllardır çalışan insanların hesaplarında doğru düzgün birikim olmadığı ortaya çıkıyor.
Çünkü fon, pratikte bir sigorta değil; devletin ihtiyaç duyduğu zaman kullandığı bir kaynak gibi işliyor.

Aflardan gelen tek seferlik para + İhtiyat’tan gelen düzenli para birleşince, yabancı işçi bir anda ülkenin görünmez bütçe taşıyıcısı hâline geliyor.

Bu düzeni kuran tek bir kişi yok.
Bu sistem:

  • Yabancılar yasasını değiştirmeyen Meclis,

  • Geriye dönük çıkış ve 45 gün uygulamasını sürdüren İçişleri,

  • Denetim yapmayan ve yasaları işletmeyen Çalışma Bakanlığı,

  • İhtiyat ve af gelirlerini bütçenin can suyuna çeviren Maliye,

  • Kayıt dışılığı kâr modeli yapan bazı işverenler

tarafından birlikte oluşturuldu.

Yani ortada bir sömürü düzeni var ve bu düzenin adı çok net:

“Yabancıyı kaçağa düşür, affet, parasını al.”

Bu döngü kırılmadıkça, ne af bitiyor, ne ceza bitiyor, ne mağduriyet.
Sistemin kendisi değişmedikçe hikâye hep aynı şekilde devam ediyor.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar