Ana SayfaYazarlarSultan Işıkİzlenirken Kim Olabiliriz?

İzlenirken Kim Olabiliriz?

Eskiden mahalle baskısı, kapı önünde çekirdek çitleyen teyzelerin bakışlarından ya da "konu komşuya rezil oluruz" sitemlerinden ibaretti. Ben o meraklı teyzeleri hiç takmazdım, hatta onlara uyuz olurdum. Annem ne kadar "kim ne der"ciyse, ben o kadar "bana ne"ciydim. Gençlik işte; saçları savura savura, kimliği yere göğe sığdıramadan, karizma satarak gezerdik.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Eskiden mahalle baskısı, kapı önünde çekirdek çitleyen teyzelerin bakışlarından ya da “konu komşuya rezil oluruz” sitemlerinden ibaretti. Ben o meraklı teyzeleri hiç takmazdım, hatta onlara uyuz olurdum. Annem ne kadar “kim ne der”ciyse, ben o kadar “bana ne”ciydim. Gençlik işte; saçları savura savura, kimliği yere göğe sığdıramadan, karizma satarak gezerdik.

O zamanlar arkadaşlarla takıldığımız o salaş mekanlar, o samimi köşeler şimdi yerini Instagram’a, WhatsApp’a bıraktı. Mahalle sadece değişmedi, devasa bir pazar yerine dönüştü. Ve biz bu pazar yerinde artık birer “hayat tüccarıyız.”

Gözlemci Varken Işık Bile Değişirken…
Fizikte meşhur bir kural vardır: Bir foton, gözlemlendiği anda davranışını değiştirir. Eğer bir ışık fotonu bile izlendiğini “bilince” farklı davranıyorsa; milyarlarca gözün hapsindeki bizler, o ekranların karşısında nasıl kendimiz olabiliriz ki?

Üzerimizde sürekli o meraklı, yargılayan, oylayan gözler varken; hangimiz maskesiziz? Sosyal medyada “harika” çiftler, kusursuz hayatlar, birbirine benzeyen “mükemmel” yüzler görüyoruz. Oysa gerçek hayatta tanıdığım sahici çiftler o kadar az ki… Fotoğraflarda tanıdıklarımı bile tanıyamaz hale geldim. Dikkatimizi nereye verirsek orası büyür; biz dikkatimizi bu pikselli yalanlara gömdükçe, kendi gerçeğimiz erozyona uğruyor.

Kendimiz Olduğumuz Yerleri Özlemek
Ben kendimi hep, üzerimde meraklı gözlerin olmadığı, kimseye bir şey kanıtlamak zorunda kalmadığım o “kuytu” yerlerde sevdim. Çünkü insan ancak izlenmediğini bildiğinde gerçekten nefes alır. Şimdi ise her anımız bir vitrin malzemesi. Hayatın tadına bakmak yerine, hayatın dışarıdan nasıl göründüğünün bekçiliğini yapıyoruz.

İçimizdeki o “çirkin ördek yavrusu” bu pazar yerinden korkuyor. Çünkü o biliyor ki; bu sahte gölde sadece filtreli kuğulara alkış var. Oysa o saçlarımızı savurduğumuz gençliğimizdeki o “aykırı” ruh, bugünün dijital zindanından çok daha hürdü.

Eskiden mahallenin sınırları vardı, sokağın sonunda baskı biterdi. Şimdi mahalle cebimizde, yatağımızda, zihnimizde. Ama kurtuluş hala aynı yerde: Gözlemcinin bakışını reddetmek. Bu hafta bir cesaret gösterelim; üzerimizdeki o “beğeni” aç gözleri boş verip, sadece kendimiz olduğumuz o kuytulara çekilelim. Çünkü hayat, bir başkasının ekranında figüran olmak için değil; kendi hikayende, kendi dağınık saçlarınla başrol olmak için verildi bize.

İzlenmiyorken kimseniz, aslında osunuz. Gerisi sadece ışık oyunu.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar