Bu hafta kendimi tarihi bir figürün gölgesinde, ama aslında çok modern bir sorunun peşinde düşünürken buldum. Kafamı kurcalayan isim: Hürrem Sultan.
Onu yüzyıllar sonrasına, bugüne taşıyan ve unutulmaz kılan neydi gerçekten? Sadece Cihan Sultanı Süleyman’ın zevcesi olması mı? Hayır, bu çok yüzeysel bir cevap olurdu. Onu asıl unutulmaz yapan, yüzyıllardır tıkır tıkır işleyen, kimsenin değiştirmeyi aklından bile geçirmediği Osmanlı saray geleneğini kökünden sarsması ve Süleyman’la nikah masasına oturmasıydı.
Hürrem, sınırları zorlayan, arzularının peşinden giden ve “alışılmışın dışına çıkan” bir kadındı.
Bir an o dönemin dünyasını hayal edin. Sayısız kadının, “Bu düzen böyle gelmiş, böyle gider” diyerek teslim olduğu, mutsuz da olsa hayatı öylesine kabullendiği bir çağ. Çoğu kadın için hayat, başkalarının yazdığı bir senaryoda “etkisiz eleman” olarak rolünü tamamlamaktan ibaretti. Sınırlar belliydi, roller dağıtılmıştı ve itiraz etmek akıl kârı değildi.
İşte Hürrem’i tarih sahnesinde devleştiren şey, tam olarak bu noktada başlıyor: O, olmazları mümkün kılan bir kadın.
Burada amacım onun kararlarını “iyi” ya da “kötü” diye ahlaki bir teraziye yatırmak değil. Benim hayran kaldığım ve feyz alınması gerektiğini düşündüğüm yanı; sınırların dışında düşünebilme cesareti. Hayatının direksiyonuna geçmesi… Hatta öyle bir enerji ve irade ki bu, bir süre sonra kendi direksiyonu yetmiyor, etrafındaki başkalarının hayatlarının da direksiyonuna geçiyor, kendini durduramıyor.
Bir köle olarak girdiği sarayda, kendi kaderini elleriyle yeniden yazıyor. Bundan daha büyük bir ilham olabilir mi?
“Başka Neler Mümkün?”
Her şey aslında tek bir soruyla başlıyor. Hürrem’in muhtemelen o saray odalarında kendi kendine fısıldadığı, bugün bizim de hayatımızın dönüm noktalarında sormamız gereken o sihirli soruyla:
“Neler mümkün? Bu dayatılan düzenin dışında, benim için başka neler mümkün? Bu düzen nasıl değişir?”
Eğer Hürrem de dönemin diğer kadınları gibi karşılaştığı duvarlara bakıp “Bu imkansız, kural böyle” deseydi, bugün tarih sayfalarında adını bile okumadığımız binlerce kadından biri olarak kaybolup gidecekti. Hürrem, “olmaz” denene “olur” dediği için Hürrem oldu.
Şimdi Kendimize Sorulacak O Soru
Şimdi tarihi bir kenara bırakalım ve aynayı kendimize çevirelim.
Bugün kendi hayatınızda “asla değişmez” dediğiniz neler var? Hangi mutsuzluklara, hangi sınırlandırılmış rollere “Bizim kaderimiz de böyleymiş” diyerek boyun eğiyorsunuz? İlişkilerinizde, işinizde ya da hayallerinizde kendinizi kaç kez “etkisiz eleman” gibi hissettiniz?
Unutmayın; düzeni değiştirenler, kurallara hayran olanlar değil, o kuralların dışını merak edenlerdir. Hürrem de “olmaz” deseydi, bugün Hürrem olur muydu hiç?
Peki ya siz, kendi hayatınızda “olmaz” dediğiniz hangi duvarı yıkmaya hazırsınız?










