Kıbrıs düğünlerinin allı pullu durumları çocukluğumdan bugüne usumda yerini alır. Düğünün aylar öncesinden hazırlıklar başlar, o düğün günü her şey bir tamam eksiksiz olsun diye uykusuz gecelerce ve durmaksızın çalışılırdı.
***
Gelin Köşesi de Kıbrıs düğün kültürünün vazgeçilmeziydi.
Şimdi Gelin Köşesi’ni Hizber Hikmetağalar“Eski Lefkoşa’da Semtler ve Anılar” kitabında aktardığı şekilde okuyalım:
“ ‘Gelin Köşesi’, teller duvaklar içinde allı pullu bir genç kızın (gelinin), artık bir yastıkta kocayağı hayat arkadaşıyla (güveyi ile) ebediyen bir araya gelişlerinin başlangıç noktası idi. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Daha kırk-elli yıl öncesine kadar, evlenme, yuva kurma çağına gelen genç oğul, bu arzusunu öncelikle annesine açıklardı. Zira evde anneye duyulan samimiyet ve cesaret daha fazla idi. Babadan biraz çekinilir, biraz utanılır, biraz da korkulurdu. Delikanlı, gözüne kestirip benimsediği komşu kızını veya arkadaşının kızkardeşini ya da her gün okul yolunda sadece görerek tanıştığı bir genç kızı beğenip istediğini annesine söyler, anne de oğlunun bu niyetini babaya aktarırdı. Bu çok ciddi ve hayati konu diğer aile büyükleri arasında da görüşülüp tartışılır, neticede olumlu bir karara bağlanırdı. Bazan da tersi olur, anne-baba oğullarına kendi münasip gördükleri kızı teklif ederlerdi. Ama her halükârda seçimler yakın çevreden yapılırdı. Uzak yerlerden eş edinme az rastlanan bir olaydı. ‘Önce köyünde ara. Bulamazsan yakın köye bak. Orada da yoksa biraz bekle!..’ tekerlemesiyle dile getirilen eski bir prensibe ekseriyetle uyulurdu.
Anılan kız, gelin adaylığına uygun görülürse, ailesi erkek tarafının niyetinden usulünce haberdar edilir, fikirleri sorulurdu. ‘Kızımızın yaşı küçük!’ ya da ‘Kızımız daha okuyacak!’ gibi cevaplar olumsuzluk ifadesi idi. Ama, ‘Kısmetse olur’ gibi bir cevap gelirse ne âlâ; bu oldukça iyiye alâmetti. Yani daha ileri adımlar atılabilirdi.
Aileler arsında karşılıklı görüşmeler ve birtakım pazarlıklar yapıldıktan sonra söz kesilirdi. Birçok konuları kız ve erkek adına-adamakıllı karara bağlamalarının ardından, ailelerin genişliğine ve göreneklerine olan titizliğine göre, önce küçük sonra da büyük dünürcülükler yapılırdı. Kalabalık ama üst düzeyde tutulan birkaç tanışma faslından sonra da, nikâh törenlerinin tarihi tespit edilirdi.
Nikâh töreni, gelin ya da güveyi tarafından evinde olurdu. Mahallesinin muhtarından tasdikli ‘izinnâmeler’ alınır, nikâhı kıyacak olan Hoca Efendi’ye haber salınır, tören davetiyeleri de bütün eşe dosta dağıtılırdı. Nikâh törenleri son dönemde Pazar günleri yapılmaya başlamıştı. Bu törenler özellikle öğleden evvel ve tek saatlerde başlardı. İki dini bayram arasında da katiyen nikâh veya evlenme töreni yapılmazdı. Ayrıca, tören kelimesi yerine merasim dendiği gibi, ‘Cemiyetimiz var’ tabiri de halk dilinde yaygındı.
Nikâh akdinin dini bir yönü olduğundan, bunu mutlaka bir din adamı yerine getirirdi. O dönemde, Lefkoşa’da bu konuda en tanınmış ve en çok hizmeti geçen simalardan imam Asım Efendi ile İpsillatlı Hoca Salih Efendi, rahmete şayan kişilerdir.
Böylece, yeni dünürler arasında her şey anlaşılıp karara bağlandıktan sonra, törenden günlerce önce gelin ve güveyinin evlerinde telâş ve hazırlıklar başlardı. Özellikle törenin yapılacağı evdeki telâş ve heyecan daha büyüktü. Evi tertipleyip temizleme, misafirleri ağırlama hazırlıkları gibi, daha nice yorucu fakat zevk veren koşuşmalar…
‘Gelin Köşesi’nin evin neresine kurulacağını belirlemek de ayrı ve başlı başına bir telâş ve heyecan sebebiydi. Ama herhalde ona en uygun kararı ‘gelin onarıcı!’ verecekti.
Kıbrıs’ta, bizim ‘Gelin Onarıcı’ dediğimiz kişi, nikah ve evlenme törenlerinde ‘Gelin Köşesi’ni kuran, gelini süsleyip duvaklayıp, başına da gelin tacı yapan kimse idi. Ayrıca bu hanım, sırasında, kendi bildiklerinden ve tecrübelerinden icap edenleri, yeni gelin ve güveyiye usulünce öğretir, tatbikatlarına yardımcı olurdu.
(……….)
Nikahta olsun, evlenmede olsun, düğünlerde mutlaka ‘Gelin Köşesi’ kurulur ve yeni çiftler bu köşede durarak tebrikleri kabul ederlerdi.
Gelin Köşesi, sıcak, mutlu ve ışıklı bir yuvanın simgesi idi. Geçmişi çok eskilere dayanmakta, kökeni ise Anadolu’ya ve komşu doğu ülkelerine kadar uzanmaktadır. ‘Gelin olmak!’ anlamında kullanılan ‘Köşeye Oturmak!’ deyimi, Kıbrıs’ta kullanılmamışsa veya unutulmuşsa da Türkiye’de hâlâ kullanılmaktadır.
Bu köşe, düğün evinin en münsasip bir yerine, sırf o gün için dayanıp döşenirdi. Cazibesi ve şatafatı ise, ailelerin mâli güçlerine göre değişirdi. Çok gösterişli, aşırı emek ve masraf sarfedilen köşeler olduğu gibi, ikinci, hatta üçüncü derecede köşeler de –muhakkak!-kurulur, zengin ya da fakir hiçbir genç çift, bu görenekten mahrum bırakılmazdı.
Zeminden bir karış yükseklikteki bir platform üzerine halı döşenir ve genç çiftin oturması için iki sandalye yerleştirilirdi. Arka plandaki duvar ise, sim ya da sırmadan örülmüş süslemeler ve ibrişimle işlenmiş nakışlar ile bezenmiş ve hususi suretle bu günler için hazırlanmış atlastan bir örtü ile kaplanırdı.
(………..)”
İşte böyle bir coşkuyla kurulurdu “Gelin Köşeleri” evlerde…
Gelin onarıcılarının onardığı ve evliliğe hazırladığı gelinler ve damatlar, burada oturup, tebrikleri kabul ederlerdi.
Lefkoşa’nın en bilinen gelin onarıcılarından biri de Serire Hanım idi. Yediler Sokağı’nda oturan Serire Hanım, Gelin Köşesi kurmada ve gelin başı yapmada ustaydı.
Ömrünün son dönemlerinde mevlithanlık da yapan Cemaliye Hanım da popüler gelin onarıcılarındandı.
Bir de sadece kuaförlük hizmeti veren Raife ve Fehmi Tuncelli çifti vardı. Yolları İstanbul’dan Lefkoşa’ya düşen bu çift de kaliteli işleriyle biliniyordu.
1951 yılında Medeni Kanun’un ülkemizde de kabul edilmesiyle, nikâhlar artık dairede, düzenlenen törenler de salonlarda yapılmaya başlandı.










