Deniz

Oldum olası sevdim denizleri… Uçsuz bucaksız mavilere dalıp gittim her daim, nerede olursam olayım. Farklı ülkelerde, farklı kıyılardan baktım denizlere. Havasını içime çektim denizin.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Oldum olası sevdim denizleri…

Uçsuz bucaksız mavilere dalıp gittim her daim, nerede olursam olayım.

Farklı ülkelerde, farklı kıyılardan baktım denizlere.

Havasını içime çektim denizin.

***

Birçok yerde de içtim denize nazır masamda, demlendim…

Rakı başka bir güzel, bira başka mayalanmış, şarap daha bir yıllanmış, cin daha bir sert geldi bana deniz kenarlarında…

***

Yazın sıcağında, serin sularına bıraktım kendimi Akdeniz’in, Marmara’nın, Ege’nin, Karadeniz’in…

Şarkıların ve şiirlerin yazılması da bundandı denizlere…

O engin dalgalar ilham oldurdu yüreğe… Dize olurdu, söz olurdu, beste olurdu, aşk olurdu…

İşte bundandır çok sevmiş olmam denizleri… Denizden ötürü de Girne’yi, İskele’yi, Karpaz’ı, Baf’ı, Leymosun’u, Larnaka’yı…

***

Denizinin önüne set çektiğinden ötürü pek ısınamadım Mağusa’nın denizine…

Maraş’ın denizi de sahipsiz kaldığından ötürü hasrettir insana… Mahurdur, hüzünlüdür, dertlidir…

Baf’ı ise dedemin toprakları olduğundan ötürü ayrı severim… Veli Kaptan’ın alın teri vardır Baf Kalesi’ni ve Afrodit Taşı’nı döven dalgalarında…

***

Son yıllarda ne kadar da hunharca mahvettik deniz kenarlarımızı…

Küçük çıkarlar uğruna mahvettik.

Peşkeş çekip, dağıttık. Elden çıkardık ve uzaklaştık.

Sadece burada mı? Hayır!

Geri kalmış ülkelerde oldu bu.

Sıklıkla gidip, geliyoruz İstanbul’a… Her gidip geldiğimde biraz daha kıyıların tahrip olduğunu, denizlerin kirlendiğini üzülerek gözlemliyorum.

***

Aydın Boysan ad Yapı Kredi Yayınları’ndan Şubat 2019’da yayımlanan “İstanbul’un Kuytu Köşeleri” isimli kitabının “Denizin Dudaklarında” bölümünde bu tahribatı ve su kenarında yaşamayı şu dizelerle anlatıyor:

“Su kenarında yaşamak… Bu yaşama biçimi, tiryakilik doğurur. İstanbullu, su tiryakisidir. Su görmediği yerde yaşamak, ona zevk vermez. ‘Leb-i derya’da yaşamak gibi kavram, yani ‘denizin dudaklarında’ yaşamak, eski İstanbullunun aşkıdır.

   İstanbul’da deniz suyu sıcaklığı, 22-23 dereceyi geçmez. Karadeniz’in Boğaziçi akıntısında tazelenen serin suyu, ısının yükselmesine izin vermez. Şehirde temmuz ortasında 36-37 dereceyi bulan ısı, Boğaziçi kıyılarında azalıverir. Onun için ben su kenarı diye tuttururum.

  Sandılar ki sahil yolları yapılırsa, halk denizle bütünleşecek. İstanbul kıyıları, Fransa güney kıyılarındaki Nice ve Cannes’a benzeyecek. Bu yıl yine görüp, karşılaştırdım. Hiç benzemedi. Oralardaki kilometrelerce sürüp giden, yaklaşık 100 metre genişlikteki kumsallar, hayat kaynıyor. Deniz eşyasını alan, kumsala yayılıp saatlar geçiriyor… Hanımlar, üstsüz falan…

   Bizim bayağı sahil yolları, trafik canavarlarıyla kara-deniz ilişkisini balta gibi kesiyor. Eski güzelim kumsallar yok edilmiş. Manda yalaması kıyı çizgisinde, kumsal oluşmuyor.

   Oluşsa bile ne olacak? Halka açık bile olsa, orada tek bir üstsüz hanım gözükse, şehirde yangın haberi gibi hızla dolaşır, binlerce ‘aç’ sahile akın eder.

   Üstelik dolgularla kazanıldığı sanılan alanlara, binalar yapılmaya başlandı. Yıllar geçecek, yeni binalar yapılacak… Balıkhane ve iskele gibi. Bizim şehirciliğimiz, yeni uygarlık vahşeti örnekleri vermekten, kesinlikle vazgeçmeyecek. Anadoluhisarı doğusundaki çok kaştı apartman yığınları gibi.

   İstanbullunun leb-i deryada, yani denizin dudaklarında yaşama hakkı ve zevki, imar barbarları tarafından yok edildi.”

***

   Ve ustalar neler neler yazmıştı denizler için…

Dalgaların ardından denize bakarak kaleme sarılan şairlerden biridir Orhan Veli…

“Ayrılış” şiirini Nüzhet Hanım için mi yazdı bilinmez ama geride bu satırlar kaldı bizlere:

“Bakakalırım giden geminin ardından;

Atamam kendimi denize, dünya güzel;

Serde erkeklik var, ağlayamam.”

 ***

    Uzun yıllar hapishanelerde tutsaklık yaşayan eski bahriyeli Nâzım Hikmet de “Hasret” şiirinde denize dönmek istediğini haykırmıştı.

“Denize dönmek istiyorum!

Mavi aynasında suların;

boy verip görünmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

 

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!

Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.

Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbet yeter.

 

Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;

Ben sularda batan bir ışık gibi

sularda sönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!”

***

Ya resimlerde deniz? Birbirinden önemli ressamlar da tuvallerine yansıtmışlardır denizleri…

Denizi en güzel çizen ressamlardan biri olan Ivan Konstantinovich Aivazovsky’nin 1844’te yaptığı “Departure From Dutch Coast” resmini görmelisiniz. Dalgalar arasında yelkenliler ve denizle boğuşan denizciler…

Peki Aivazovsky’nin “Evening On The Crimea” resmi… Ay ışığının denize yansımasının resmidir.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar