Ana SayfaYazarlarSultan IşıkBeden Kayıt Tutar: O Masada Kendinle Oturabilir misin?

Beden Kayıt Tutar: O Masada Kendinle Oturabilir misin?

Yıllar önce kardeşimi kaybettiğimde, ölümün sadece gidenle ilgili olmadığını anlamıştım. Kalanın ruhu paçalara ayrılıyor, geriye burnunun direğinde hiç geçmeyen o ince sızı ve göğüs kafesinde devasa bir yangın yeri kalıyor. Benim için başa çıkılamayan o ilk acı buydu; kalbimin üzerine koca bir mühür gibi basılan, beni dilsiz bırakan o kayıp...

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Yıllar önce kardeşimi kaybettiğimde, ölümün sadece gidenle ilgili olmadığını anlamıştım. Kalanın ruhu paçalara ayrılıyor, geriye burnunun direğinde hiç geçmeyen o ince sızı ve göğüs kafesinde devasa bir yangın yeri kalıyor. Benim için başa çıkılamayan o ilk acı buydu; kalbimin üzerine koca bir mühür gibi basılan, beni dilsiz bırakan o kayıp…
Kayba uğrayanlar bilir; insan önce can havliyle kendi yaralarını saracak bir sığınak arıyor. Benim yolumun enerji ve şifa çalışmalarına çıkması da bu arayıştandı. Çünkü insan, baş edemediği bir acıyla karşılaştığında kalbi usulca kapanmaya başlar. Sinir sistemi, sizi korumak adına hislerinizi susturur.
Hissizleşmek, ruhun giydiği bir çelik yelektir.
Fakat bu yelek, sizi sadece acıdan değil, hayattan da korur. Belki çok başarılı olursunuz, belki dışarıdan bakıldığında “dimdik” duruyorsunuzdur; ama içinizdeki o onarılmamış yara içten içe kanamaya devam eder. Ne yapsanız bir tatminsizlik ne yaşasanız bir eksiklik duygusu…

Unutmayın: Beden kayıt tutar. Zihniniz “geçti” diye yalan söylerken, hücreleriniz o travmanın yüküyle titrer. Enerji alanınıza kazınan o kayıtlar, bugün sizin gerçeklik algınızı bozar. Sevilmediğinize inanmanıza, her şeyi kontrol etme arzunuza ya da bitmek bilmeyen o huzursuzluğa sebep olan şey; aslında yıllar önce kapattığınız o kapının arkasında bekleyen acıdır.
Kendine Bir Randevu Ver
Peki, o kapıyı çalmaya cesaretin var mı? Etrafı suçlamayı, başkalarını yargılamayı bir kenara bırakıp sadece kendi kırılmış kalbine odaklanacağın bir anlama yolculuğuna çıkabilir misin?
Kendine bir alan aç. İster bir ses kaydında kendi sesinle yüzleş, ister kalemin ucundaki dürüstlüğe sığın. İçindeki öfkeyi, o ağır suçluluk duygusunu masaya yatır. Ama bunu kendini dövmek için değil, sadece “anlamak” için yap.
Taktığın tüm maskeleri vestiyere as ve o aynanın karşısına geç. Aynada gözlerinin tam içine, en derine bakabilir misin? Toplumun sana yakıştırdığı etiketleri çıkarınca geriye ne kalıyor? Hayat sana aslında ne fısıldıyor ve sen neden buradasın?
Bu yolculukta seni sarsacak, konfor alanını yıkacak bir şey keşfetmelisin. Çünkü zihin kurnazdır; ya seni haksızlığa uğramış zavallı bir “kurban” olduğuna inandırır ya da her yükü taşıyan sahte bir “kahraman” olduğuna.
Bak bakalım, sen o maskelerin hangisinin arkasına saklandın?
Eğer bu satırlar zihnindeki o tozlu koridorlarda bir yankı bulduysa, bir kapıyı hafifçe araladıysa ne mutlu bana. Belki o masada hiç tanımadığın bir yabancıyla karşılaşacaksın, belki de kendi gözlerinin içine bakmaya takatin olmayacak. Ama kaç yaşında olursak olalım; şifa, o masaya oturma cesaretiyle başlar.
Benim yapabileceğim tek şey, kendi geçtiğim yollardan size bir harita uzatmak. Bu haritayı yakmak da elinizde, çıkmaz sokaklarda rehber yapmak da… Çünkü iyileşmek, her şeyden önce iyileşmeyi seçmekle başlar.
Ancak bu seçim, sadece bir ‘niyet’ değildir; bu, kendi karanlığına fener tutma cesaretidir. Çoğumuz iyileşmek istediğimizi söyleriz ama aslında sadece acımızın dinmesini isteriz. Oysa acı, bir düşman değil; ruhun onarılmaya muhtaç yerlerini gösteren bir işaret fişeğidir. O işaret fişeğini takip etmediğiniz sürece, bastırdığınız her duygu bir gün bedeninize hastalık, zihninize kriz, ruhunuza ise derin bir anlamsızlık olarak geri döner.
Kaç yaşında olursanız olun, hangi başarıların arkasına saklanırsanız saklanın; o çocukluk yaranız, o uğradığınız haksızlık ya da benim kalbimdeki o dinmeyen kardeş sızısı gibi kayıplarınız sizi bir yerlerde bekliyor. Onları orada, o karanlık koridorda yalnız bırakmayın. Onların elinden tutmadığınız sürece, bugün kurduğunuz hiçbir bağ tam, kurduğunuz hiçbir hayal gerçek olmayacak.
O masada karşılaştığınız o ‘yabancı’ aslında sizin en saf halinizdir. Yaralanmış, maskeler takmaya zorlanmış, hayatta kalmak için hissizleşmeyi seçmiş o çocuktur. Ona bir yabancıya bakar gibi değil, geç kalmış bir dosta bakar gibi bakın. Çünkü hayatın size fısıldadığı o büyük sır, dışarıda değil, o masada sizinle oturan kişinin gözlerindedir.
Şimdi bir karar verin. Yine o güvenli ama hissiz kıyıya mı sığınacaksınız, yoksa ruhunuzun okyanusunda o büyük dalgayla yüzleşip kıyıya tertemiz mi çıkacaksınız?
Harita elimde, yol önümüzde. Fakat yürümek, sadece sizin ayaklarınızın hikayesidir. Ben sadece kapıyı araladım; içeri girmek, o masada oturmak ve nihayet kendinizi bağışlamak tamamen size ait.
Çünkü siz, o acıdan çok daha fazlasısınız. Sadece, bunu hatırlayacak kadar durmaya ihtiyacınız var.”

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar