Serkan Soyalan
AŞK KIRGINI
Oldum olası denizleri sevdim.
Denizcilere imrendim.
Deniz, uzaktan bakana maviliğin ve özgürlüğün adı gibi görünür.
Oysa ömrünü onun üzerinde tüketenler için deniz, biraz hasret, biraz mücadele, biraz da insanın kendi içine yaptığı uzun bir yolculuktur.
Her sefer dönüşünde kıyıya yalnızca bir gemi yanaşmaz; fırtınalarla, yalnız gecelerle, bekleyişlerle yoğrulmuş bir hayat da sessizce limana bağlanır.
Denizciler bu yüzden başka insanlara benzemez.
Zamanı takvimlerle değil seferlerle ölçer, mesafeyi kilometrelerle değil özlemle hesaplarlar.
Yüzlerinde tuzun, rüzgârın ve yılların bıraktığı izler vardır.
***
Çok sevdiğim Enis Batur 2003 yılında Oğlak Yayınları’ndan yayımlanan “Bekçi” kitabında denizcileri şu satırlarla anlatır:
“Denizcilerin yüzüne dikkatle bakmak gerekir. Bir de ellerine. Aynı Toprak adamı gibi yorgun, yıpranmış, yaşadıklarını üstünde taşıyan sessiz ifadelerin altında uzun bir anlatı bekler. Ondandır, çoğunu güçlü içkiler dinlendirir karada. Bakışları dalar, uzağa kilitlenir. Söyleyeceklerini bir tür gökgürültüsü lehçesiyle söylerler. Kasırgalar görmüş, vurgunlar yaşamışlar.
Gene de içeri sokulmazlar şehirlerde. Limanın, rıhtımın ötesinde uyumunu yitirir gövdeleri. Denizi duymadan dinlemeden, açıktan gelen rüzgâra durmadan, alıştıkları kokulardan, renklerden ayrı, yapamazlar.
Aşk kırgını, sırtını dönse bile, arkasında onun durduğunu bilmek ister.”










