Her yıl birkaç kez, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanıyor.
Tüm ülke nefesini tutup, işveren ne diyecek diye bekliyor.
Hükümet hangi tarafta duracak?
Emekçiler hakkını alabilecek mi?
Ve neredeyse her yıl olduğu gibi sonuç; tartışma, kriz, belirsizlik…
2025 yılı başında belirlenen 37.818 TL’lik net asgari ücret, kamuya yeni başlayan bir memurun 56.079 TL’lik maaşının oldukça altında.
Yani aynı ülkede aynı marketten alışveriş yapan, aynı elektrik faturasını ödeyen, aynı kiralarla baş etmeye çalışan insanlar, yalnızca çalışma statülerine göre adaletsiz bir şekilde ücretlendiriliyor.
Bu adaletsizliğe karşı adil ve uygulanabilir bir öneri var:
Asgari ücret, kamudaki en düşük maaşa eşitlensin ve komisyon kaldırılsın.
Bu neden önemli?
Çünkü bugün asgari ücret bir pazarlık nesnesi gibi masaya yatırılıyor.
Bugün “işçi tarafı kazandı” deniyor, ama yarın “yabancı uyruklulara %30 düşük asgari ücret” yasası geçirilmeye çalışılıyor.
Asgari ücretin alın teriyle değil, siyasi dengelerle belirlendiği bir sistemde, hiçbir hak güvende değildir.
Peki bu talep yasal olarak mümkün mü?
Evet, tamamen yasal olarak mümkün.
Zaten bu konuda hazırlanmış örnek bir yasa önerisi de kamuoyuyla paylaşılmış.
Özetle:
• Asgari Ücretler Yasası’nın 3. maddesi değiştirilerek, asgari ücretin, 47/2010 sayılı Kamu Maaşları Yasası’nda belirtilen IV. Derece 1. Barem 1. Kademe maaşına eşit olması sağlanabilir.
• Böylece her yıl kamu maaşlarına yapılan hayat pahalılığı oranındaki artış, otomatik olarak asgari ücrete de yansımış olur.
• Aynı yasa önerisiyle, artık işlevsiz hâle gelecek olan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ilgili maddeleri (4, 7, 8, 9, 10) kaldırılabilir.
Yani bu sistemin hayata geçmesi için ne anayasa değişikliği gerekir ne referandum.
Sadece siyasi irade gerekir.
Kazanan kim olur?
• Emekçi kazanır: Çünkü artık ücreti pazarlık değil, yasal hak olur.
• Devlet kazanır: Çünkü her yıl yaşanan krizler, davalar, iş bırakmalar biter.
• Toplum kazanır: Çünkü kamudaki ve özel sektördeki emekçiler aynı zeminde birleşir.
Asgari ücretin en düşük kamu maaşına eşitlenmesi, yıllardır karşı karşıya getirilen “özel sektör – kamu çalışanı” ayrımını da ortadan kaldırır.
Herkesin aynı geçim standardına hakkı olduğunu kabul ettirir.
Peki ya işverenler?
Bazı işveren çevreleri bu uygulamayı “yük” olarak görebilir.
Ancak devlet bu geçişi destekleyebilir:
• SGK prim desteği,
• Vergi indirimi,
• Kademeli geçiş süreci gibi yöntemlerle işveren korunabilir.
Ama unutmayalım ki:
Halkı yoksullaştırarak büyüyen hiçbir ekonomi sürdürülebilir değildir.
Bu ülkede yaşamak isteyen herkes, en azından devletin “geçim için yeterlidir” dediği maaşı hak eder.
Bu nedenle, asgari ücretin kamu maaşıyla eşitlenmesi artık bir tartışma değil, bir zorunluluktur.
• Belirsizlik yerine netlik,
• Lütuf yerine hak,
• Pazarlık yerine güvence…
İşte bunun için hep beraber sesimiz yükseltmeli ve demliyiz ki:
Komisyon kaldırılsın ve asgari ücret kamuya eşitlensin!










