Kuzey Kıbrıs’ta Anayasa Mahkemesi’nin Disiplin Tüzüğü’nü iptal etmesi, yalnızca bir idari düzenlemenin sona erdirilmesi değildir. Bu karar, devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair temel bir ilkeyi yeniden hatırlatıyor: Devlet, inançla değil akıl ve hukukla yönetilir.
Hukukun Üstünlüğü
Mahkemenin iptal gerekçelerinden biri, Bakanlar Kurulu’nun kanun gücünde kararnameyle, yani Meclis denetiminden kaçırarak böylesine kapsamlı değişiklik yapmasıydı. Eğitimde kılık kıyafet, disiplin ve özgürlükleri doğrudan ilgilendiren düzenlemeler, demokratik toplumlarda parlamentonun tartışması ve onayıyla yürürlüğe girmelidir. Hukuk devleti olmanın anlamı da tam burada gizlidir: Kararlar keyfi değil, şeffaf ve yasama iradesiyle alınır.
Laikliğin Teminatı
Disiplin Tüzüğü’nde öne çıkan tartışmalı nokta, dini semboller ve kılık kıyafet düzenlemeleriydi. Devletin, öğrencinin saçına, başörtüsüne ya da bandanasının desenine kadar hükmetmeye kalkışması, inancı zorla şekillendirmek anlamına gelir. Laiklik, işte bu tür müdahaleleri engellemek için vardır.
Laiklik düşmanlık değil, tarafsızlıktır. İnananı da inanmayanı da, farklı mezheplerden olanı da korur. Bir toplumda barışın ve eşitliğin teminatı, kimsenin dini tercihinin diğerine üstün tutulmamasıdır.
Mahkeme Önündeki Tehlikeli Gösteriler
Kararın ardından mahkeme önünde yaşananlar, hukukun ne kadar kırılgan olduğunu da gösterdi. Takım elbiseli adamların ellerinde tespih sallayarak “Allahu ekber” sloganları atması, yalnızca yargıya değil, Kıbrıs’ın toplumsal düzenine de tehdittir. Bu manzara, ibadet özgürlüğüyle açıklanamaz. Mesele Müslümanlık değil; mesele, dışarıdan taşınan bir kültürün Kıbrıs’ın damarlarına enjekte edilmeye çalışılmasıdır.
Kıbrıs’ın özgün yaşam biçimi, yüzyıllardır farklı inançların yan yana yaşadığı bir hoşgörüye dayanır. Bugün mahkeme önünde dini slogan atanlar, yarın meclisin önünde, ertesi gün okul kapısında aynı baskıyı kurmaya kalkarsa, bu yalnızca bireysel özgürlükleri değil, toplumsal barışı da yok eder.
Akıl ve Bilimin Rehberliği
Eğitimde disiplin elbette önemlidir. Ancak disiplinin kaynağı, öğrencilerin özgürlüğünü törpüleyen dar ideolojik kurallar değil; akla, bilime ve pedagojik ilkelere dayalı bir anlayış olmalıdır. Öğrencinin kıyafetinden çok, aldığı eğitimin niteliği tartışılmalıdır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, yalnızca bir tüzüğün ortadan kalkması değil; devletin ve toplumun kendine çekidüzen vermesi için bir uyarıdır. Devletin kitabı yasa, pusulası akıldır. Yasa olmadan adalet olmaz, akıl olmadan yol bulunmaz. İnanç bireyin vicdanında kalır; devlet ise toplumsal düzeni yönetir.
Bugün mahkeme önünde sergilenen zorbalık, sessiz kalınırsa yarının düzenine dönüşür. Kıbrıs halkı, kapının eşiğinde duran bu tehdide karşı ortak iradesiyle ses çıkarmalıdır. Çünkü hukuka, laikliğe ve akla sahip çıkılmadığında, yalnızca bir tüzük değil, bütün bir gelecek iptal olur.










