Ana SayfaDiğerleri TV Programı2. Sezon“Sorun yasa eksikliği değil, denetimsizlik; özel sektörde düzeni sendikalaşma kurar”

“Sorun yasa eksikliği değil, denetimsizlik; özel sektörde düzeni sendikalaşma kurar”

Genç TV’de yayınlanan Diğerleri programında bu hafta Hür-İş Federasyonu Genel Başkanı Ahmet Serdaroğlu konuk edildi. Program boyunca sendikaların yapısı ve rolü, özel sektördeki çalışma koşulları, kayıt dışılık, yabancı uyruklu çalışanların durumu, asgari ücret uygulamaları, denetim eksiklikleri, siyasal temsil sorunları ve iş kazalarına ilişkin yasa tasarısı başlıkları kapsamlı biçimde ele alındı. Tartışmalar, mevcut sistemin işleyişine yönelik eleştiriler ve çözüm önerileri etrafında şekillendi.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Sendikaların yapısı, Hür-İş’in konumu ve özel sektörde sendikalaşmanın rolü

Programda, Hür-İş’in bir sendika değil, farklı iş kollarında örgütlü sendikaları bünyesinde barındıran bir federasyon olduğu hatırlatıldı. Federasyon modelinin, sendikaların toplam üye gücü üzerinden temsiliyet sağladığı; bu temsiliyetin Sosyal Sigortalar Yönetim Kurulu, İhtiyat Sandığı ve Asgari Ücret Tespit Komisyonu gibi kurumsal yapılarda sürdüğü ifade edildi.

Sendikalaşmanın yalnızca kamu sektörüne sıkışmış bir yapı olarak algılanmasının hatalı olduğu vurgulandı. Programda, federasyonların özellikle özel sektörde çalışma barışını sağlama, hak gaspını önleme ve kayıt dışılıkla mücadelede kritik rol üstlenmesi gerektiği dile getirildi. Özel sektörde sendikalaşmanın yalnızca işçiye değil, işverene de fayda sağlayan bir düzen olduğu, kurallı çalışmanın hizmet kalitesini artırdığı ve haksız rekabeti sınırladığı görüşü paylaşıldı.

Ayrıca, ülkede sendikal yapının iş kolu temelli örgütlenmesi gerektiği, aynı iş kolunda birden fazla sendikanın dağınık biçimde faaliyet göstermesinin hem çalışanlar hem sendikal yapı açısından sorunlar yarattığı ifade edildi. Federasyonların, farklı iş kollarını bir araya getirerek ortak bir müzakere gücü oluşturmasının önemi vurgulandı.

Ekonomik yapı, asgari ücret, haksız rekabet ve kamu maliyesine etkileri

Programda, yüksek enflasyon ortamının özel sektörde ciddi bir baskı yarattığı, bu ortamda büyük işletmelerin daha avantajlı konuma geçerken küçük ve orta ölçekli işletmelerin zorlandığı değerlendirildi. Bu durumun işverenler arasında da haksız rekabet yarattığı; sendikalı ve toplu iş sözleşmesi bulunan iş yerlerinin ise bu baskılara karşı daha dayanıklı olduğu vurgulandı.

Özel sektörde çalışanların çok büyük bir bölümünün asgari ücretle çalıştığına dikkat çekildi. Bu oranın yaklaşık yüzde 75’in üzerinde olduğu yönündeki değerlendirme, yalnızca geçim sorunu açısından değil, devletin vergi ve prim gelirleri açısından da ciddi bir kayıp olarak ele alındı. Çalışanların gerçek ücretleri yerine asgari ücret üzerinden bildirildiği, bunun kamu maliyesine zarar verdiği; buna rağmen denetim eksikliği nedeniyle bu durumun sürdüğü ifade edildi.

Programda ayrıca, işverenlere kesilen idari para cezalarının önemli bir kısmının tahsil edilmediği yönündeki örnekler hatırlatıldı. Kesilen cezaların affedilmesi ya da tahsil edilmemesinin, kamu kaynaklarının etkin kullanılmadığına işaret ettiği; bu durumun hem adalet duygusunu zedelediği hem de kayıt dışılığı teşvik ettiği değerlendirmesi yapıldı. Sadece farkındalığın değil, kurumsal ve toplumsal mücadelenin gerekli olduğu vurgulandı.


Hukuki çerçeve, denetim eksikliği ve uygulama sorunu

Programda, Kuzey Kıbrıs’ta iş yasalarının kâğıt üzerinde işçiyi koruyan hükümler içerdiği ancak uygulamada ciddi sorunlar yaşandığı dile getirildi. Çalışma saatleri, fazla mesai, yıllık izin, hastalık izni gibi hakların mevzuatta açıkça yer aldığı; esas sorunun bu kuralların denetlenmemesi olduğu vurgulandı.

Denetim mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle ihlallerin olağan hale geldiği, şikâyetlerin etkin biçimde değerlendirilmediği ve Çalışma Bakanlığı’nın bu süreçte yeterince görünür olmadığı yönünde eleştiriler aktarıldı. Programda, sendikaların yasal çerçeve dışında hareket edemeyeceği; sendikal mücadelenin hukuk devleti ilkesine dayandığı özellikle vurgulandı.

Bu başlık altında, sendikaların yalnızca “talep eden” değil, gerektiğinde işverenin ekonomik koşullarını da dikkate alan, yol gösterici ve denge kurucu yapılar olduğu ifade edildi. Temel talebin ücret artışından ziyade adaletli gelir dağılımı ve kurallı bir çalışma düzeni olduğu görüşü paylaşıldı.


Kayıt dışılık, yabancı uyruklu çalışanlar, korku kültürü ve çalışma izinleri

Programın önemli bir bölümünde yabancı uyruklu çalışanların yaşadığı yapısal sorunlar ele alındı. Yabancı uyruklu çalışanların sendikalara üye olmasının önünde yasal bir engel bulunmadığı, anayasanın eşitlik ilkesinin bu hakkı güvence altına aldığı hatırlatıldı. Buna rağmen pratikte bu kesimin en yoğun emek sömürüsüne maruz kalan gruplardan biri olduğu ifade edildi.

Özel sektörde sendikalaşmanın önündeki en büyük engellerden birinin “korku kültürü” olduğu vurgulandı. Sendikaya üye olmanın anayasal bir hak olmasına rağmen, fiilen işten çıkarılma tehdidiyle baskı kurulduğu; iş başvuru süreçlerinde dahi sendika veya dernek üyeliğinin sorgulanabildiği aktarıldı. Bu durumun örgütlenme önünde caydırıcı bir etki yarattığı belirtildi.

Kayıt dışılıkla mücadelede sokakta yapılan “kaçak işçi” denetimlerinin sorunu çözmediği, esas denetimin iş yerlerinde yapılması gerektiği vurgulandı. İhtiyacın üzerinde yabancı işçi getirildiği, bu sürecin ilgili kurumların bilgisi dahilinde gerçekleştiği, sonrasında ise sorumluluğun çalışanlara yüklendiği yönünde değerlendirmeler paylaşıldı.

Çalışma izinlerinin fiilen işverenin elinde bir baskı aracına dönüştüğü, özellikle turizm ve hizmet sektöründe uzun çalışma saatlerinin bu yolla dayatıldığı ifade edildi. Programda, çalışma izninin işçiye ait olması, sektör bazlı düzenlenmesi ve işçinin sektör içinde kaçak duruma düşmeden iş yeri değiştirebilmesini sağlayacak bir sistem kurulması gerektiği yönünde görüşler dile getirildi. Bu düzenlemenin hem kayıt dışılığı azaltacağı hem de emek sömürüsünü sınırlayacağı vurgulandı.


Siyasal temsil, toplumsal tutumlar ve iş kazaları yasa tasarısı

Programda siyasal temsil sorunu ve seçmen davranışları da ele alındı. Toplumun büyük bir kesiminin mevcut yönetim anlayışından memnun olmadığı, buna rağmen oy verme davranışlarının çoğu zaman kişisel ilişkiler üzerinden şekillendiği yönünde değerlendirmeler yapıldı. Anayasal hakların bilinçli kullanılmamasının, mevcut siyasal tabloyu beslediği ifade edildi.

Küçük partilerin dağınık yapısı ve birleşememesi, seçmende oluşan “hepsi aynı” algısı ile birlikte değerlendirildi. Buna karşılık, büyük ve örgütlü partilerin çekim merkezi haline gelmesinin, siyasal döngünün kırılmasını zorlaştırdığı görüşü paylaşıldı. Toplumsal değişimin örgütlü yapılar ve bilinçli seçmen davranışıyla mümkün olabileceği vurgulandı.

Son bölümde iş kazalarına ilişkin hazırlanmakta olan yasa tasarısı gündeme geldi. Programda, denetim eksikliği nedeniyle iş kazalarında caydırıcı yaptırımların uygulanmadığı, ölümlü kazalar dışında ceza mekanizmalarının işletilmediği ifade edildi. İş sağlığı ve güvenliğinin temel sorumluluğunun işverene ait olduğu, bu sorumluluğu zayıflatacak düzenlemelerin kabul edilemez olduğu yönünde görüşler dile getirildi.

Ayrıca, yasa tasarısı sürecinde şeffaflık sorunu yaşandığı, kamuoyunun tasarı içeriklerine erişimde zorlandığı belirtildi. Bu tür düzenlemelerin sistemi düzeltmek yerine belirli kesimleri koruyan bir yapıya dönüşmemesi gerektiği vurgulandı.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar