Akdeniz’in sıcak ikliminde yoğrulmuş, tarih boyunca birlikte yaşamış toplumların izlerini taşıyan Kıbrıs, yalnızca coğrafi güzellikleriyle değil, aynı zamanda insanlarının paylaştığı kültür ve değerlerle de özel bir adadır. Dostlukların kısa sürede kurulabildiği, yemeklerin ve geleneklerin birbirine karıştığı bu topraklarda, Türkçe ve Rumca konuşan insanlar uzun yıllar boyunca aynı sofrayı paylaşmış, aynı sokaklarda yürümüş, aynı şarkılarla neşelenmiştir. Ancak zamanla yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmeler, bu ortak yaşamın rengini değiştirmiştir. Yine de bellekte kalan anılar, Kıbrıslılarınortak geçmişini ve kültürel bağlarını bugüne taşıyan güçlü bir miras olarak varlığını sürdürmektedir.
Kıbrıs’ın dar sokaklarında yankılanan çocuk kahkahaları, pazar günleri caddelerde yapılan o zarif yürüyüşler ve iki toplumun aynı sofrada paylaştığı ekmeğin tadı… Hepsi, Akdeniz’in sıcacık rüzgârıyla birlikte belleklere kazınmış anılardır. Bir zamanlar Türkçe ve Rumca aynı anda duyulur, selamlaşmalar gülümsemelerle süslenirdi.
Ortak sofralarda hellimle karpuz, şiş kebap ya da şeftali kebabı yenir, en güzel içkiler içilir; dostlukların gölgesinde, birlikte geçirilen zamanın kıymeti bilinirdi. Bugün geriye dönüp bakıldığında, ayrılıkların gölgesinde bile, geçmişin o samimi ve içten günleri özlemle hatırlanır.
Doç. Dr. Kemal Bolayır, 2014 yılında yayımladığı “Benim Adım Kıbrıs” kitabında, Kıbrıs’ın o güzel günlerini şu satırlarla anlatır:
“Kıbrıslılar Akdeniz’in sıcakkanlı insanları, çabuk karar verip iş bitirmeyi severler. Birbirlerine zaman tanıma, daha soğukkanlı düşünme yerine çoğunlukla kısa bir zaman diliminde dostluklar ve yakınlıklar oluştururlar.
Her iki toplumun uzun yıllar adada beraber var olması, Kıbrıslılarda benzer kültürü ortaya çıkardı. İnsanlar arasında, mutfak kültüründeki yemek çeşitlerinde, sosyal etkinliklerde, alışverişte, dostluk anlayışında bir dizi benzerlikler oluştu.
Adada üretilen; molehiya, kolakas, golyandro gibi sebzeler yanında; hellim, peynir türü süt ürünlerinde benzerlikler vardır. Şiş kebap, hırsız kebabı, pastırma türleri gibi ortak yemek türleri vardır. İki toplumda da bu yiyecek türleri benzer yöntemlerle pişirilerek yeniyor. Hamur türleri de aynıdır. Katmer, hellimli börek, kullurihya, topak helva, nor böreği, şammali, sütlü börek gibi, un ürünleri aynı yöntemlerle yapılıyor.
İki toplumun çok eskilere dayalı ortak yaşam biçimi vardı.
1955 öncesinde Baf’ta pazar günleri çok özeldi. Türkçe ve Rumca konuşan Baflı’ların, en temiz ve yeni giysileriyle öğleden sonraları kasabanın güzide ve oldukça geniş yollarında yürüyüş yaptıklarını anımsıyorum. Kırsal yörelerdeki karma köylerde de, köy çıkış yolunda; kadınlı erkekli yürüyüş yapılır, çocuklar sağa sola koşarak oynarken iki toplum insanları birlikte zaman geçirirlerdi.
Küçük yaşıma karşın, her iki toplumdan insanların selamlaşmalarını ve birbirlerine gülümsemelerini anımsıyorum. Bu davranışlar, bu yürüyüşler çok hoşuma gidiyordu.
Bombaların patlaması ile yaşanan korkular bu güzellikleri bozdu. İki toplum daha o zaman ayrılmaya başlamıştı. Kıbrıslı Türkler, sadece Türk müzikleri dinleyerek kendi kesimlerinde ‘Pazar sefası’nı kendi insanlarıyla birarada yaşamaya başlamıştı. Bu yeni uygulamalar için, emir liderden gelmişti. Adeta, ‘Biz böyle beraber zaman geçirmenizi istemiyoruz, başka şekilde, yani ayrı ayrı eğlenmeniz daha doğrudur’ deniyordu.
Baf Ülkü Yurdu Spor Kulübü’nde, kadınlar, erkekler ve çocukların, Hamiyet Yüceses ve Abdullah Yüce’nin şarkılarını dinleyerek ılık ve güneşli bir pazar gününün keyfini yaşamaları hâlâ belleğimdedir. Zaman zaman ‘Böylesi ayrılıkçı bir ortamın olmaması gerekir. Aynı adada yaşamaya yazgılı insanlar böyle olmamalı, eski günler daha güzeldi’ düşündüğümü de anımsıyorum.
Kahvaltıda; zeytinli, hellimli kızarmış yumurta, bazen kuzu veya dana ciğeri veya şiş kebabı, yazın hellimle karpuz, Kıbrıs’a özgü hellimli, bolibifli, domatesli sandviç, çoğunluğun tercihiydi. Öğleyin; et ve sebze ağırlıklı yemekler yenirdi. Akşamları kebap yemek Kıbrıslıların alışkanlıklarındandı.
Bazen, lokantada akşam yemeğinde kebap yenirdi. Kıbrıslılar, özellikle pazar günleri mangal keyfi yapardı. Günümüzde de yapılıyor. Evde; şiş, tavuk kebabı ve kuzu peritonuna sarılarak yapılan ‘şeftali kebabı’ ayrıcalıklı bir yemekti.
Günümüzde de Kıbrıs’a özgü pide içinde şiş kebabı, şeftali kebabı veya pastırma kebabı yemek her iki toplumun vazgeçilmez alışkanlıklarındandır.
Kıbrıslı anne babalar, çocuklarının eğitimine çok önem verirdi. Tüm olanaklar kullanılarak onlara en üst düzeyde eğitim sağlamak istenirdi. Anne-babanın çocuğunun eğitiminin önemsenmesinde, kız ve erkek çocuklarının davranışlarına yön vermede her iki toplumda benzerlikler vardır.”










