Münür Rahvancıoğlu: “30 Nisan’da bu yasa gücünde kararnamenin hükmü doldu; bunu ne patron ne sigorta uygulayamaz, bu tamamen hukuk dışı bir şeydir”
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Genç TV’de yayınlanan “Diğerleri” programında yaptığı açıklamalarda, Yüksek Mahkeme’nin kararnamelerle ilgili kararı uyarınca 30 Ocak kararnamesinin süresinin dolduğunu belirterek, Mayıs ayı maaşlarından yapılacak kesintilerin yasa dışı olacağı konusunda hükümeti ve işverenleri sert bir dille uyardı.
Münür Rahvancıoğlu, Elif Evrensel’in hazırlayıp sunduğu programda, 3. ülke uyruklu çalışanları doğrudan hedef alan yasal düzenlemeleri ve hükümetin ekonomik ajandasını titizlikle analiz etti. Rahvancıoğlu, Yüksek Mahkeme’nin yasa gücünde kararnamelerin süresini 3 ayla sınırlayan ve meclis onayı almayan uygulamaların anayasaya aykırı olduğuna dair kararını hatırlattı. Bu kapsamda, yabancı işçilerin prim oranlarını artıran 30 Ocak tarihli kararnamenin 30 Nisan itibarıyla hükmünü yitirdiğini ifade eden Rahvancıoğlu, Mayıs ayı maaşlarında derhal eski düzene dönülmesi gerektiğini, kesintilere devam edilmesinin açıkça hukuk dışı olacağını vurguladı.
Hükümetin mali darboğazı aşmak için rotayı yine emekçinin cebine kırdığını savunan Rahvancıoğlu, devlet katkısının %6’dan %1,25’e düşürülmesinin her bir işçinin sırtına aylık 2 bin 880 TL ek yük bindirdiğini açıkladı. Rahvancıoğlu, “En yukarıdan başlıyoruz” diyen Başbakan’ın aksine, kesintilerin aslında en aşağıdan, en savunmasız kesimlerden başladığını ifade etti.
Çalışma hayatındaki denetimsizliğin işçiyi “asgarinin de asgarisine” mahkum ettiğini dile getiren Rahvancıoğlu, kağıt üstünde asgari ücretle çalışan binlerce insanın aslında çalışma saatleri üzerinden büyük bir emek sömürüsüne maruz kaldığını söyledi. Haftada 55 saat çalışan bir işçinin bugün alması gereken hakkın 83 bin TL civarında olması gerektiğini, ancak mevcut sistemin bu hakkı gasp ettiğini belirtti. Rahvancıoğlu, çözümün bakanlık denetiminde, online bir çipli kart sistemiyle giriş-çıkışların kayıt altına alınması olduğunu, böylece hem devletin prim gelirinin artacağını hem de işçinin hakkının korunacağını savundu.
Ev hizmetlerinde çalışanların yaşadığı dramı “modern kölelik” olarak nitelendiren Rahvancıoğlu, bu alanda sektörel sendikalaşmanın zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Hizmetin şahıslardan değil sendika üzerinden vardiyalı sistemle alınması durumunda sömürünün engellenebileceğini belirten Rahvancıoğlu, ayrıca yabancı uyruklu çocukların eğitim hakkının gasp edilmesini sertçe eleştirerek, bu çocukların eğitim maliyetlerinin yabancı işçi getiren patronlar tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti.
Sistemin bilerek kayıt dışılık, aflar ve deport döngüsü üzerine kurgulandığını iddia eden Rahvancıoğlu, iki yılda bir çıkarılan afların kayıt dışı işçi çalıştırmayı bir mazeret haline getirdiğini söyledi. Polisin deport denetimlerinin ise işçileri “affa sürmek” ve patronlara itiraz edemeyen, kırılgan işçi gücü sağlamak için bir araç olarak kullanıldığını öne süren Rahvancıoğlu, hükümetin “beceriksizlik” arkasına saklanmak yerine bu kasıtlı sömürü sistemine son vermesi gerektiğini belirtti.










