3. ülke uyrukluların yaşadığı sorunlar ne tek bir topluluğa aittir ne de kapalı kapılar ardında çözülebilir.
On binlerce insanı doğrudan etkileyen bu yapısal adaletsizlikler, tekil girişimlerle değil; şeffaflık, eşit temsil ve ortak mücadeleyle ele alınmak zorundadır. Aksi yönde atılan her adım, çözüm üretmek yerine yeni kırılmalar yaratır.
“Birlik” Söylemi, Ayrıcalık Gerçeği
Pakistan Kültür ve Dayanışma Derneği’nin kendi sosyal medya hesaplarından paylaştığı bilgilere göre, Dernek Başkanı Shahzat Kurram, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu ile basına kapalı bir görüşme gerçekleştirmiştir. Paylaşımlarda, görüşmenin Pakistanlıların yaşadığı sorunlara odaklandığı ifade edilmiştir.
Ancak burada tartışılması gereken konu, bir görüşmenin yapılmış olması değil;
bu görüşmenin kimleri kapsadığı, kimleri dışarıda bıraktığı ve hangi siyasal zeminde gerçekleştiğidir.
Paylaşımlarda dile getirilen başlıklar şunlardır:
– yatay geçiş süreleri,
– işten çıkış hakkı,
– af beklentileri,
– pasaport sorunları,
– sosyal güvenlik ve sağlık giderleri.
Bu başlıkların tamamı yalnızca Pakistanlıları değil, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan tüm üçüncü ülke vatandaşlarını doğrudan ilgilendiren yapısal meselelerdir.
Rakamlar ortada: Bu bir “azınlık meselesi” değildir
Resmî verilere göre KKTC’de:
KKTC uyruklu: 78.753
TC uyruklu: 45.021
Üçüncü ülke vatandaşı: 40.044
Toplamda 163.818 çalışan bulunmaktadır.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki; ülkedeki her dört çalışandan biri üçüncü ülke vatandaşıdır.
Bu insanlar ekonominin görünmeyen yükünü omuzlamakta, üretimin ve hizmetin sürekliliğini sağlamaktadır. Buna rağmen sorunların yalnızca tek bir topluluğun temsilcisi üzerinden ele alınması kabul edilemezdir.
Sorun bireysel değil, yapısaldır
Bugün karşı karşıya olunan tablo, kişisel temaslarla çözülebilecek bir mesele değildir. Sorunun kaynağı sistematik bir yapıdır:
– Çalışma izinleri işverene mutlak bağımlı hale getirilmiştir.
– İşten çıkarma, özellikle 3. ülke uyruklular için fiilen sınırsızdır.
– “Prim desteği” adı altında kurulan mekanizma, işçiyi değil işvereni korumaktadır.
– %40’a varan maaş kesintileri, anayasal eşitlik ilkesini fiilen ortadan kaldırmaktadır.
– Denetim var denilmekte, ancak tahsilat ve yaptırım fiilen uygulanmamaktadır.
Bütün bu uygulamalar, mevcut hükümet döneminde alınan siyasi kararların doğrudan sonucudur.
Asıl mesele temsiliyettir
Sorun, bir dernek başkanının bir bakanla görüşmesi değildir.
Asıl sorun, bu görüşmenin diğer tüm topluluklar yok sayılarak yapılmasıdır.
Pakistanlılar, Bangladeşliler, Türkmenistanlılar, Afrikalılar…
Hepsi aynı hukuksuzluklarla karşı karşıyadır.
Buna rağmen tek bir grubun “temsilci” gibi öne çıkarılması, toplumsal adalet duygusunu zedelemekte; eşitlik yerine ayrıcalık algısı yaratmaktadır.
Bu yaklaşım birlik üretmez; ayrışmayı derinleştirir.
Siyasi sorumluluk ortadadır
Unutulmamalıdır ki bu görüşme, hâlâ iktidarda olan UBP döneminde gerçekleşmiştir.
Aynı hükümet;
– 3. ülke vatandaşlarının aleyhine düzenlemelere imza atmış,
– prim desteklerini işveren lehine dönüştürmüş,
– denetimsizliği kalıcı hale getirmiştir.
Bugün bu politikaların mağdurlarıyla “iyi niyet görüntüsü” vermek, kamu vicdanını tatmin etmez.
Bu ülke artık “tek tek kurtulma” dönemini geride bırakmıştır
Kuzey Kıbrıs halkı, %60’ın üzerinde bir oyla değişim talebini açık biçimde ortaya koymuştur.
Bu talep; kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıkları değil, eşitlik, şeffaflık ve ortak aklı işaret etmektedir.
Unutulmamalıdır:
Bu ülkede bakanlar da geçicidir, dernek başkanları da.
Kalıcı olan, bu topraklarda birlikte yaşayan halklardır.
Eğer 3. ülke uyrukluların sorunları gerçekten çözülecekse, bu ancak tüm toplulukların eşit temsil edildiği, açık ve kolektif bir zeminde mümkün olabilir.
Aksi her girişim, toplumsal fay hattını daha da derinleştirir.
Ve bu ülkenin artık buna tahammülü yoktur.












