Modern köleliğe karşı sendikal barikat: Yabancı işçinin hak kavgası ekrana taşındı
Genç TV’de yayımlanan “Diğerleri” programının bu haftaki konuğu, Eşit Hak ve Adalet Sendikası (HAKSEN) Başkanı Salih Erşangil oldu. Elif Evrensel’in hazırlayıp sunduğu programda, son dönemin en önemli başlıkları arasında yer alan hayat pahalılığı düzenlemesi, 30 Mart eylemi, emek mücadelesi, özel sektörün örgütsüz yapısı ve yabancı işçilerin karşı karşıya kaldığı sorunlar masaya yatırıldı.
Programın açılışında İşçi Filmleri Festivali kapsamında izlenen film üzerinden emekçilerin yaşadığı baskılar ve çalışma koşulları konuşuldu. Festivalde gösterilen filmlerin, işçi sınıfının yaşadığı gerçek sorunları görünür kıldığı vurgulandı.
“30 Mart’taki kalabalık sadece memur ve emekli değildi”
Programın merkezinde 30 Mart’ta 62 sendika ve sivil toplum örgütünün desteğiyle yapılan kitlesel eylem yer aldı. Yayında, eyleme katılımın sanılandan çok daha yüksek olduğuna dikkat çekildi. Salih Erşangil, alanda yalnızca memurların ya da emeklilerin değil, özel sektör çalışanlarının, sosyal yardım alanların, emeklilerin ve hükümetten memnun olmayan toplumun çok geniş bir kesiminin bulunduğunu söyledi.
“10 bin insan sadece memur değildi, sadece emekli de değildi. Halkın neredeyse tüm kesimi oradaydı” diyen Erşangil, eylemin yalnızca belirli bir kesimin değil, toplumsal bir tepkinin dışavurumu olduğunu ifade etti.
Eylemin nedeni yalnızca hayat pahalılığı değildi
Programda, 30 Mart’taki kitlesel çıkışın sadece hayat pahalılığı meselesiyle sınırlı olmadığı özellikle vurgulandı. Erşangil, hükümetin son dönemde aldığı kararların birikerek toplumsal tepkiyi büyüttüğünü ve “bardağın taştığı günün 30 Mart olduğunu” söyledi.
Yayında, hükümetin gündemindeki düzenlemeler arasında ceza yasası değişikliği, bilişim suçları yasası, fiber optik altyapı düzenlemeleri, sosyal güvenlik yasası ve seçim-halkoylaması yasası gibi başlıkların bulunduğu hatırlatıldı. Bu nedenle 30 Mart’taki kalabalığın yalnızca bir maaş meselesine değil, daha geniş bir siyasi ve ekonomik yönetime tepki gösterdiği ifade edildi.
“Hayat pahalılığı halkın tüm kesimini ilgilendiriyor”
Programda hayat pahalılığı uygulamasının kapsamı da detaylı biçimde anlatıldı. Salih Erşangil, hayat pahalılığının yalnızca memuru ya da emekliyi değil, ücretli yaşam süren toplumun tamamını ilgilendirdiğini söyledi.
Hayat pahalılığının, maaşların enflasyon karşısında erimesini önlemek için uygulanan bir mekanizma olduğunu belirten Erşangil, bu nedenle asgari ücretliden sosyal yardım alana, kamuda çalışan işçiden emekliye kadar birçok kesimin bu düzenlemeden doğrudan etkilendiğini ifade etti.
Sosyal medyadaki tepkiler ve algı eleştirisi
Programda, 30 Mart eylemine yönelik sosyal medyada yükselen eleştiriler de değerlendirildi. Özellikle sağlık ve eğitim alanında yapılan grevlerin hedef alınmasına tepki gösterildi. Elif Evrensel, bazı çevrelerin “hastalar mağdur edildi”, “çocuklar okula gidemedi” söylemleriyle eylemi itibarsızlaştırmaya çalıştığını ifade etti.
Bu eleştirilere yanıt veren Erşangil, grev günü hastanelerde hiç doktor yokmuş gibi bir tablonun gerçeği yansıtmadığını, bu tür çıkışların manipülatif olduğunu söyledi. Evrensel ise “Akademik eğitim her zaman telafi edilir ama çocuklara kaliteli bir hayat sunabilmek için mücadele etmek şarttır” diyerek eylemin önemine dikkat çekti.
Grev askıya alındı, ardından kararname geldi
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, grevlerin askıya alınması ile hemen ardından yasa gücünde kararname çıkarılması arasındaki süreç oldu.
Erşangil, Meclis Başkanı tarafından kendilerine yasanın geçirilmeyeceği, meclise ara verildiği ve sendikalarla istişare yapılacağı yönünde bilgi verildiğini söyledi. Sendikaların grevi askıya alma kararını da bu beyan üzerine aldığını belirtti.
Ancak kısa süre sonra arka planda yasa gücünde kararname hazırlandığının ortaya çıktığını söyleyen Erşangil, yaşananları açık şekilde “kandırılma” olarak niteledi.
“Artık hükümete güvenmiyoruz” diyen Erşangil, bundan sonraki süreçte hükümetle diyalog kurulmayacağını ve mücadelenin devam edeceğini söyledi.
Sendikalar mahkemeye gidiyor
Programın sonunda Erşangil, hayat pahalılığına ilişkin yasa gücünde kararnameye karşı mahkemeye başvuracaklarını açıkladı.
“Perşembe saat 11.00’de tüm sendikalar orada olacağız. Eylemlerimiz bitmedi, devam edecek” diyen Erşangil, geri adım atmayacaklarını ve mücadelenin süreceğini belirtti.
Özel sektör işçisinin en büyük sorunu: örgütsüzlük ve korku
Programda özel sektör çalışanlarının neden örgütlenemediği de konuşuldu. Erşangil, özel sektörde sendikalaşmanın önündeki en büyük engelin işten atılma korkusu olduğunu söyledi.
Memurun örgütlü olduğu için hak talep edebildiğini, grev yapabildiğini ve hak gaspına karşı durabildiğini belirten Erşangil, özel sektörde ise işçinin patronun iki dudağı arasında çalıştığını söyledi.
“Sesini çıkardığı anda kapıda olduğunu bilir” diyen Erşangil, özel sektörde sendikasız çalıştırmanın yasaklanması gerektiğini savundu.
“Memur çok kazanıyor değil, işçi az kazanıyor”
Programda toplumda sık sık körüklenen işçi-memur karşıtlığı da konuşuldu. Elif Evrensel, sorunun memurun çok kazanması değil, özel sektör çalışanının az kazanması ve örgütsüz olması olduğunu söyledi.
Salih Erşangil ise sendikaların yalnızca kendi üyeleri için değil, toplumun tamamı için mücadele ettiğini vurguladı. Toplumun bir kesiminin kaybetmesinin sonunda herkesi kaybettireceğini ifade etti.
“Toplumu bölerek yönetiyorlar”
Programda toplumun yıllardır farklı başlıklar üzerinden bölündüğü de ifade edildi. Önce Türkiye’li-Kıbrıslı ayrımı, ardından kamu çalışanları arasında 2010 öncesi-2010 sonrası ayrımı, daha sonra da işçiler arasında üçüncü uyruklu ayrımı yaratıldığı belirtildi.
Bu bölünmelerin ortak mücadeleyi zayıflattığı ifade edildi.
“Kriz var ama fatura hep emekçiye kesiliyor”
Programda hükümetin sürekli tekrar ettiği kriz söylemi de değerlendirildi. Erşangil, krizin varlığını inkâr etmediklerini ancak asıl meselenin krizin bedelini kimin ödediği olduğunu söyledi.
“Bu krizden en çok etkilenen düşük gelirli ve tek geliri maaş olan emekçilerdir” diyen Erşangil, sermaye kesiminin aynı ölçüde etkilenmediğini ifade etti.
Vergi yükü emekçiye, imtiyaz sermayeye
Program boyunca vergi adaletsizliği de gündeme geldi. Ülkede ciddi bir ekonomik hareketlilik olmasına rağmen ultra zenginlerden yeterli vergi alınmadığı, buna karşılık vergi yükünün maaşlı kesimin sırtında kaldığı ifade edildi.
Galericiler ve bazı sektörlere sağlanan vergi kolaylıkları örnek gösterilerek, kamu maliyesinde tercihlerin emekçiden yana değil sermayeden yana kullanıldığı belirtildi.
Sosyal devlet çökerken halk özele mahkûm ediliyor
Programda eğitim, sağlık, ulaşım, barınma ve enerji gibi alanlarda sosyal devlet anlayışının zayıfladığı görüşü öne çıktı. Yurttaşların kamusal hizmetlere ulaşmak yerine özel sektöre yönelmek zorunda bırakıldığı ifade edildi.
Devlet hastanelerindeki eksiklikler nedeniyle özel hastanelere sevklerin arttığı, devlet okullarının yetersizliği nedeniyle ailelerin özel okullara yöneldiği anlatıldı.
“Hem cebimizdeki parayla özele gidiyoruz, hem de devlet hizmeti alamadığımız için yine özele yöneliyoruz” sözleriyle mevcut yapının çifte maliyet yarattığı vurgulandı.
Asgari ücrette hayat pahalılığı kaybı yüzde 37,67
Programda asgari ücret artışlarının bazı dönemlerde hayat pahalılığı yerine TÜFE oranına göre belirlendiği iddiası da gündeme geldi. Yayında paylaşılan tabloya göre 2014’ten itibaren asgari ücret artışları birçok dönemde hayat pahalılığının altında kaldı.
Toplam kaybın yüzde 37,67 olduğu ifade edilirken, bu hesaplamaya göre bugünkü asgari ücretin olması gereken seviyenin çok altında kaldığı belirtildi.
Asgari ücret en düşük kamu maaşına endekslenmeli
Salih Erşangil, çözüm olarak asgari ücretin en düşük kamu maaşına endekslenmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca hayat pahalılığı artışının da asgari ücrete otomatik olarak yansıtılması gerektiğini ifade etti.
Bu sistemin kurulması halinde hem çalışanların korunacağını hem de sosyal sigortaların daha güçlü hale geleceğini söyledi.
Yabancı uyruklu işçiler ve hak sorunu
Programın son bölümünde yabancı uyruklu işçilerin yaşadığı sorunlar konuşuldu. Erşangil, çalışan herkesin sendikalı olabileceğini ancak yabancı işçilerin işten atılma ve sınır dışı edilme korkusu nedeniyle sendikalaşmaktan çekindiğini söyledi.
Dil bariyeri, yasaların bilinmemesi ve kamu kurumlarında tercüman bulunmaması nedeniyle yabancı işçilerin haklarını aramakta zorlandığı ifade edildi.
Sosyal devlet hizmetleri ve kamu yönetimi eleştirisi
Programda toplu taşıma, sağlık, eğitim ve kamu yatırımlarının yetersizliği de eleştirildi. Düzgün bir toplu taşıma sistemi kurulmadığı için halkın araba kullanmak zorunda kaldığı, bunun da ayrı bir ekonomik yük yarattığı belirtildi.
Kamusal yatırımların yıllardır tamamlanamadığı, buna rağmen büyük projeler ve ihaleler üzerinden kamu kaynaklarının farklı alanlara aktarıldığı yönünde eleştiriler dile getirildi.
Ticaret Odası protestosu ve siyah çelenk
Programda sendikaların Ticaret Odası önüne siyah çelenk bırakması da konuşuldu. Bu protestonun, ekonomik kararların arkasında sermaye çevrelerinin bulunduğu düşüncesiyle yapıldığı ifade edildi.
Hayat pahalılığı düzenlemesinin işveren lehine bir ücret politikası oluşturduğu ve zamların uzun süre yapılmayacağının önceden planlandığı iddia edildi.
“Mücadele devam edecek”
Programın sonunda Salih Erşangil, yasa gücünde kararname geri çekilene kadar mücadelenin süreceğini söyledi.
Programın genel mesajı ise netti: 30 Mart’taki toplumsal çıkış yalnızca bir maaş meselesi değil; örgütsüzleştirmeye, sosyal devletin zayıflatılmasına ve emekçinin sistematik yoksullaştırılmasına karşı ortaya çıkan daha geniş bir toplumsal tepkiydi.










