Yeni Camii denildiğinde Kıbrıslıların aklına Lefkoşa’nın Yeni Camii’si gelse de, İstanbulluların aklı Eminönü’ne kayar.
Şimdi uzun bir yolculuğa çıkalım İstanbul’dan, Lefkoşa’ya uzanan.
Madem İstanbul’dan girdik yazımıza, İstanbul’daki Yeni Camii’den başlayalım.
Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii, İstanbul’da 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın emriyle temeli atılan ve 1665’te zamanın padişahı IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir.
Osmanlı dönemi Türk mimarisinde yapımı en uzun sürede tamamlanabilen cami olarak da bilinir.
Mimar Sinan’ın Şehzade Camii’nde ve Sedefkar Mimar Mehmed Ağa’nın Sultanahmet Camii’nde kullandığı kubbe planını tekrarlar. Ancak kubbenin piramidi andırır şekilde yükselmesi kendine has bir özelliktir.
İstanbul’daki Yeni Camii’nin yapımı da yılan hikayesine dönmüştü…
Caminin yapımında görevlendirilen ilk mimar Davut Ağa idi. Mimar Davut Ağa, yapının yerini belirleyip planını çizdi.
Temel kazma işleminde burada çok miktarda su çıktı. Bu su inşaatı bir süre durdurdu. Su, tulumbalarla tahliye edildi. Zemin sağlamlaştırıldı. Rodos’tan taşlar getirildi.
Bu sırada mimar Davut Ağa, vebaya yakalanır ve hayatını kaybeder.
Mimar Dalgıç Ahmed Ağa mimar olarak tayin edildi. Bu kez de III. Mehmed öldü ve inşaat askıya alındı.
- Murad 1637 yılında cami inşaatına devam etme kararı aldı. Ancak yüksek maliyetler neticesinde vazgeçti.
Harabe olarak duran bu cami inşasına İstanbullular “Zulmiye” adını verdi.
Metruk halde duran cami inşası, büyük İstanbul yangınından da zarar gördü.
Son mimar olarak atanan Mustafa Ağa, 1665’te inşaatı tamamladı ve bir merasimle cami açılır.
Araştırmacı-yazar Marc David Baer, Yenicami’nin yeniden inşa hikâyesini şöyle anlatıyor; “Hatice Turhan Sultan, büyük yangında adeta mahvolan İstanbul’u ve yaşanan siyasi krizi aşmak için İslamlaşma siyasetine sarılmıştı. Öteden beri Yahudi yerleşimi olarak bilinen, üstelik padişahın sarayına bağırsan duyulacak kadar yakın bir mekanı, göz kamaştırıcı bir prestij binası ile Müslümanlaştırmak, ahaliye güzel bir mesaj verebilirdi! Böylece Osmanlı Hanedanı’nın ne kadar dindar olduğunu ve meşruiyetini gözle görünür şekilde vurgulamış olacaktı. Yangının getirdiği fırsattan istifade eden Hatice Turhan Sultan, şehir yeniden inşa edilirken Yahudi ibadethaneleriyle ilgili Osmanlı teamülünü radikal tarzda değiştirdi.”
İstanbul’daki Yeni Camii’den şimdi de Lefkoşa’daki Yeni Camii’ye gelelim.
Şeher’de bulunan Yeni Camii, bulunduğu sokağa ve mahalleye de adını verir.
Yeni Cami Mahallesi’ne baktığımızda camisi, şadırvanı, okulu, evleri, bahçeleri ve mezarlığıyla başkentin gözde mahallelerinden biri oldu her daim.
Kendine has bir dokuyu barındıran, bölgenin mimarisi çoğunlukla 1571’de adanın fethinden sonra bölgeye yerleşen Osmanlı mimarisidir.
Ancak bölgede Eski Venedikli konakları da bulunmaktadır.
2011 nüfus sayımında nüfusu 3 bin 185 olarak verilir Yeni Cami mahallesinin.
1946’da nüfus bin 686 Kıbrıslıtürk, 656 Kıbrıslırum ve 3 diğer olarak girmişti kayıtlara.
***
Hizber Hikmetağalar, “Eski Lefkoşa’da Semtler ve Anılar” kitabının “Yeni Cami-Pehlivan Amca ve Classenler” bölümünde Yeni Cami Sokağı’nda geçmişte yaşayan Classen çiftinden de bahseder.
Hikmetağalar Classenler’i şu satırlarla anlatır; “Bay ve Bayan Classen çifti 1917 yılında Rusya’daki komünist devriminden kaçan, daha sonra da Kıbrıs’a gelen Beyaz Ruslardan idi. Yeni Cami Sokağı’nda eski Venedikli konağına yerleşmişler ve oraya tezgâhlarını kurmuşlardı. 1955-58’lere kadar faaliyetini sürdüren bu atölyede, çeşitli büyüklükte 10-12 tezgâh ve bütün işlerde çalışan on beş kişi kadar Türk ve Rum bayandan oluşan yerli işçiler vardı.
Bu tezgâhlardan saf yerli yünden kilimler, ipekli kumaşlar, perdelikler, masa örtüleri, peşkir ve silecekler üretilmekteydi.”
Yeni Cami Mahallesi’nin bir diğer sakini de yetiştirdiği tazıların dillere destan olduğu Ahmet Pehlivan’dı… Ahmet Pehlivan’a “pehlivanlığı” başarılı bir güreşçi olmasından dolayı kalmaktaydı.
Bölgede öylesine bir isim yapmıştı ki, bölge sakinlerine “Nerede kalırsınız?” diye sorduklarında, “Pehlivan’ın mahallesinde kalırız” deniyordu.
Yine Yeni Cami’de Kemal Rüstem’in ürettiği gazozlar da uzunca bir süre Kıbrıslıların tüketimine sunulmuştu. Bu sektör de Amerika kökenli Coca Cola’nın ülkeye gelmesiyle değer kaybetmiş ve zamanla bu gazoz fabrikası da kapanmıştı.
Kolay değildi koskoca Amerikan firmasıyla rekabet etmek ve aşık atabilmek…
Bölgeye adını veren camii ise bir Orta Çağ kilisesinin kalıntıları üzerine inşa edilir.
Cami, eski bir Müslüman mezarlığının güneydoğu köşesinde kare şekliyle yer alır.
1740 yılında bu cami, altında gizli bir hazine bulunacağını hayal eden Menteşzade Hacı İsmail Ağa tarafından tahrip edildi.
Bölgedeki Türk sakinler bu konuyu İstanbul’daki hükumete şikayette bulundular ve şikayet sonucunda da bu paşa idam edildi. Paşa’nın mezarı da Yeni Camii’nin yanında yer alır.
Caminin şadırvanı da 22 Ocak 1959 tarihinde yıkılır ve o güzel eser de yok olur. Sadece ressamların eserlerinde kalır, suyu devamlı akan bu şadırvan da…
Hikmetağalar’ın kitabında aktardığına göre yeni minare 1979 tarihinde, Osman Hacıoğlu tarafından inşa edilmiştir.
Hikmetağalar şöyle anlatıyor kitabında yeni minarenin inşa sürecini; “Yeni minare 1979 tarihinde, ülkemizde son yetişen minare ustalarından Osman Hacıoğlu tarafından inşa edilmiştir. Onun ifadesine göre minareye 25 ayak derinliğinde temel kazılmıştır. Bu temel kazılırken, on beş ayağa gelinceye kadar, topraktan insan kemikleri çıkmış. Daha sonraları kanalizasyon kazıları yapılırken de yerden torbalar dolusu insan kemikleri çıktığını oranın imamından öğrenmiştim. Kaldı ki, oralarda mezarların olduğu biliniyordu.”
Yeni Camii’nin imamı olan Hoca Faik Efendi, dedem Ahmet Gürses’in anılarında da uzun uzun anlattığı, çok sevdiği bir din görevlisiydi.
Sarık ve cübbesiyle, Yeni Camii mahallesinin sokaklarından yürüyerek, camiye varır mesleğini icra ederdi.
Toplum tarafından da çok sevilen ve saygı duyulan bir değerdi. Kaldı ki sadece camide imamlık değil, ilkokulda öğretmenlik de yapıyordu.
Adada Medeni Kanun kabul edilince, Hoca Faik Efendi, “Evlendirme Memuru” olarak tayin edilmiş ve çiftlerin nikâhlarını kıymıştı.
Hoca Faik Efendi’nin en güzel huyu ise, politikadan hiç hoşlanmaması ve dürüstlük abidesi olmasıydı. Ağzından yalan veya kötü söz hiç duyulmamıştır.
Ve futbol liglerinin tozunu alan Yenicami…
Yenicami futbol takımının ilk filizleri de Lefkoşa’nın Yenicami mahallesinde atılır.
Mahallenin futbola meraklı gençleri günümüzde Atatürk İlkokulu’nun inşa edildiği boş alanda futbol oynamaya, meşin yuvarlağın peşinden koşmaya başlarlar.
Bu gençler toplanma yerleri olarak da Yeni Camii’nin minaresinin altı olarak belirlemişlerdir.
Minarenin altı temizlenip, üzerini bezle kaplayıp, güneşten korunulan küçük bir yazlık kulüp şekline sokulmuştu.
1945 yılında Yenicami mahallesinde Oğuz Karayel, Erol Türker, Ahmet Araz ve Ahmet Tatlıcıoğlu gibi gençler bu sahada ter dökmekteydi.
Kulübün ilk amblemi de, bu minarenin duvarlarından bir kale ve o kalenin ağlarını delip geçen bir top resmi olarak çizilmişti.
Yenicami, 1946-47 yıllarında Hisarüstü, Samanbahça, Ermeni ve Rum mahalleleri arasında maçlar yapmaya başlar.
Sahanın çizimlerini de bu gençler evlerinden söktükleri alçı parçalarını ezerek yaparlar.
Peki Yenicami’nin ismine “Ağdelen” nereden gelmiştir?
Bir maçta Yenicamili bir futbolcunun şutu ağları delip geçince, “ağdelen” ismi de takımın adına eklenir.
Mahallede sürekli top peşinde koşan bu gençleri gören Derviş Abdürazak, kırtasiye dükkanından bu gençleri seyrederken, bu gençlere nasıl yardımcı olabileceğini düşünür. Bütün mahalle bu gençler için seferber olur sonrasında.
Ardından da bu gençlerden biri olan Ahmet Araz denizde boğulur ve yasa bürünür mahalle.
Ahmet Araz’ın ailesi oğullarının anısına bir evi, kulüp binası olarak kullanılmak için bu çocuklara bırakır.
1951 yılında Kurucu Başkan Derviş Abdürazak öncülüğünde resmi kuruluşunu yapan Yenicami’nin ilk görevi KOP’ta mücadele eden Çetinkaya’ya futbolcu yetiştirmek olur. Bu 1955’te Türk takımlarının ayrı federasyonunu oluşturmasına kadar devam eder.
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nun kurulmasının ardından da artık Yenicami efsanesi, ligde esmeye başlar.










