Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik gerçeklerini konuşurken hep aynı klişeler tekrarlanır: “Turizm adasıyız”, “Eğitim adasıyız”, “Hizmet ekonomisiyiz.” Bu başlıklar içi doluymuş gibi sunulur, siyasi vitrinler bu cümlelerle süslenir. Fakat masanın altındaki gerçek çok daha serttir: KKTC, bugün maaş ödemekten kamu finansmanını çevirmeye kadar her kritik alanda yabancı işçilerin sırtındaki dev bir fon sayesinde ayakta duruyor.
Bu fonun adı İhtiyat Sandığı’dır. Hukuken işçinin bireysel hesabı olarak tanımlanır; pratikte ise devletin nakit akışını çevirdiği dev bir mali tampon görevi görür. 2025 Mart itibarıyla ülkede 83.794 yabancı uyruklu çalışma izinli sigortalı bulunuyor. Her birinin brüt maaşından kesilen %4 İhtiyat kesintisi, brüt asgari ücret olan 51.202 TL üzerinden 2.048 TL’ye denk geliyor. Basit bir çarpım yapalım:
83.794 yabancı işçi × 2.048 TL = 171 milyon 610 bin TL.
Bu yalnızca işçi kesintisi. Buna işverenin aynı miktardaki %4 payını eklediğimizde, sistem yabancı işçiler üzerinden her ay 343 milyon TL para topluyor.
Bu rakam, KKTC ölçeğinde yıkıcı bir gerçekle yüzleştiriyor bizi: Devletin yerel, düzenli ve kesintisiz en büyük finansal kaynağı yabancı işçilerdir. Üstelik bu para, devletin resmi gelir kalemlerinden bile daha istikrarlı akar. Turizm dalgalıdır. Eğitim sektörü özelleşmiştir; gelir üniversitelerin kasasında kalır. Türkiye’den gelen mali kaynak dış transfer niteliğindedir. Yerel vergi toplama kapasitesi sınırlıdır. Fakat yabancı işçi fonu, her ay kusursuz işler.
Sert gerçek burada başlıyor: Bu kadar para toplanırken, aynı yabancı işçiler bu ülkede ne ölüsüne ne dirisine sahip çıkılan bir konumdadır.
İş kazasında hayatını kaybeden üçüncü ülke işçisinin cenazesi kimi zaman günlerce ortada kalır. Ailesine bilgi verilmez. İşveren bildirmezse devletin haberi olmaz. Çalışırken yaralanan veya sakat kalan işçi, sosyal koruma mekanizmasından yararlanamaz. Kazaya maruz kalan yüzlerce yabancı işçi davasız, avukatsız, güvencesiz yaşar. En kötüsü: Ailesine gönderilecek cenaze masrafı bile sistemde tanımlı değildir.
Bu tablo yalnızca insani değil, ekonomik bir çelişki olarak da patlamaya hazır. Çünkü sistem bir yandan yabancı işçinin parasına dayanıyor; diğer yandan yabancı işçiyi yönetilebilir, izlenebilir, korunabilir bir toplumsal yapı olarak görmüyor. Yani KKTC’nin finansmanı ile KKTC’nin sosyal politikası birbirine tamamen ters çalışıyor.
Sayılar, politik nutuklardan daha gerçekçi konuşur. Turizm gelirinin büyük kısmı özel sektörde kalır. Eğitim sektöründe milyarlarca TL’lik hacim yaratılır fakat devletin payı yalnızca harç ve dolaylı vergidir. Buna karşılık yabancı işçi kesintileri, çalışma izin harçları, sigorta primleri, ikamet ödemeleri her ay düzenli şekilde kamuya akar. Bu nedenle bugün devletin “yerel ayağı” diye tanımlanan ekonomik çarkın en güçlü dişlisi turizm değil, eğitim değil, sanayi değil: Üçüncü ülke çalışanlarıdır.
Şu soruyu artık herkesin yüksek sesle sorması gerekiyor:
Yabancı işçilerin sırtındaki milyarlarca liralık fon, neden onların yaşam hakkını koruyan bir sistem kurmak için kullanılmıyor?
Bu soru yalnızca insani değil, yönetsel ve ekonomik bir sorudur. Çünkü finansal sürdürülebilirlik, sosyal sürdürülebilirlik olmadan çöker.
Bugün KKTC’de yüz binlerce insanın hayatını taşıyan bu görünmez sınıf, ülkenin “ana geçim kaynağı”dır. Onların emeği bu ülkenin yollarını, otellerini, okullarını, restoranlarını, evlerini ayakta tutuyor. Fakat aynı işçiler, sistemin gözünde görünmezdir; kayıt olarak vardır, hak olarak yoktur. İşte bu, KKTC’nin görmezden geldikçe büyüyen en büyük yapısal sorunlarından biridir.
Bir ekonomiyi rakamlar taşır ama bir devleti vicdan taşır. Ve vicdanın olmadığı yerde, rakamlar eninde sonunda çürür. Bu nedenle yabancı işçilere sosyal koruma sistemi kurulmadığı sürece, bugün “ana gelir kaynağı” gibi görünen bu yapı, yarının en büyük kırılma hattı olacaktır. Kırılmanın sesi ilk duyulduğunda iş işten geçmiş olur.
Bu makale burada bitiyor ama gerçek sorun bitmiyor. Bu ülkenin geleceği için soru açık: Ekonomiyi sırtlayan bu insanlara devlet ne zaman insan gibi davranmaya başlayacak?










