Azerbaycan ile KKTC arasında “kimlikle ve vizesiz seyahat” ihtimali kamuoyuna bir kazanım gibi sunuluyor. Oysa bu başlık, ekonomik gerçeklikten çok siyasi vitrin niteliği taşıyor. Gerçekleşse bile ortaya çıkacak tablo nettir: kazanan oteller, havayolları ve tur operatörleri olur; ülke ekonomisi değil.
Turistik hareketlilik, yapısal bir ekonomi politikası değildir. Kısa vadeli doluluk artışı sağlar, ancak üretim yaratmaz, vergi tabanını genişletmez, kalıcı istihdam üretmez. Daha önemlisi, dışa bağımlı bir ekonomi için stratejik hiçbir sorunu çözmez. Yani mesele seyahat kolaylığı değil, katma değer eksikliğidir.
Bu noktada temel soru şudur:
Devletin sınırlı siyasi ve idari kapasitesi neden yalnızca belirli bir özel sektör grubuna doğrudan fayda sağlayacak bir başlık için seferber ediliyor?
Eğer gerçekten “ülke kazansın” isteniyorsa, gündemin bambaşka olması gerekir. Şirket ve yatırım çekme mekanizmaları, hukuki öngörülebilirlik, mülkiyet güvencesi, çalışma izinleri ve vergi rejimi gibi alanlar hâlâ gri ve caydırıcıdır. Yabancı yatırımcı için cazibe, pasaportta değil; hukukta, maliyette ve sürdürülebilirlikte aranır.
Aynı şekilde ithalat rejimi, üretim ve ticaret açısından ülkenin en kırılgan alanlarından biridir. Hammadde ve ara malı ithalatında muafiyetler, kalıcı indirimler ve sadeleştirilmiş süreçler hayata geçirilmeden, rekabetçi bir ekonomi kurmak mümkün değildir. Bu tür düzenlemeler ülke geneline yayılır; yalnızca bir sektörü değil, bütün ekonomik yapıyı etkiler.
Kimlikle seyahat ise tam tersine, dar bir ekonomik çerçeveye hizmet eder. Üstelik bu tür başlıklar, kamuoyunda “ilerleme” algısı yaratırken, esas sorunların ötelenmesine de zemin hazırlar. Popülisttir; çünkü anlatması kolaydır. Zordur olan ise yatırım iklimi yaratmaktır, ithalatı ucuzlatmaktır, üretimi teşvik etmektir.
Bu nedenle sorgulanması gereken şey niyet değil, önceliktir. Kamu yararı üreten politikalarla, vitrin değeri yüksek ama etkisi sınırlı adımlar arasındaki fark göz ardı edilemez. Devlet politikası; manşetle değil, bilanço ile ölçülür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey kimlikle seyahat değil; ekonomiyle yüzleşmektir. Aksi halde kazanılan şey ülke değil, yalnızca belirli sektörlerin kısa vadeli geliridir. Bu da kalkınma değil, yönetilmiş bir yanılsamadır.










