KKTC’de sağlık sistemi artık hizmet sunan bir yapı olmaktan çıktı; vatandaşın yaşamıyla kumar oynayan, şeffaf olmayan, hesap vermeyen bir mekanizmaya dönüştü. Her skandal, her şüpheli ölüm, bu çöküşün bağımsız olaylar değil; bütünlüklü bir sistem krizinin parçaları olduğunu kanıtlıyor. Hastaneler, çaresizliği organize eder hâle geldi; Sağlık Bakanlığı ise sorun çözmek yerine sessizliği yönetiyor.
2025’te Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nde 20 günlük bir bebeğin ölümü ve aynı dönemde altı bebeğe tıbbi alkol verildiği iddiası, kamuoyunu sarsan ilk büyük kırılma oldu. Beş sağlık çalışanı gözaltına alındı, teminata bağlandı; fakat süreç sisli. Bilirkişi raporları ve detaylar paylaşılmadı. Soruşturmalar karanlıkta ilerlerken, aileler adaleti kendi imkânlarıyla arıyor.
Aynı yıl ameliyat sonrası hayatını kaybeden 82 yaşındaki Ali Bozdağlı dosyasında da tablo değişmedi. Rahatsızlanmasının ardından yapılan otopsiye rağmen, süreç yine şeffaf yürütülmedi; ailelerin iddiaları boşlukta kaldı. Devlet kurumları, hesap vermek yerine susmayı tercih etti.
Diyaliz hastası Baba Orazov’un ani ölümü de ülkenin kronik diyaliz yetersizliğini gösteren çarpıcı örneklerden biri. Cihaz eksikliği ve uzman kadro açığı yıllardır biliniyor; ancak çözülmediği için her hastanın hayatı bir şansa bağlanmış durumda. Bu vakada da otopsi sonucu bekleniyor; beklemek artık vatandaşın tek seçeneği.
Daha eskilere gidildiğinde bile hikâye aynı. Akile Vardan dosyasında “yanlış kan verildiği” iddiaları yıllarca Başsavcılık raflarında bekledi. Ne aileye aydınlatıcı bilgi verildi ne de sistemsel hesaplaşma yapıldı. Yıl 2015’e uzanan Fikri Orakçıoğlu vakasında ameliyat sonrası sevk sürecindeki gecikme iddiaları gündemdeydi. Ancak yine sonuç yok; sorumluluk belirsiz, süreç kapalı.
Bu zincire şimdi yeni bir trajedi eklendi.
Gazimağusa’da yaşayan 9 yaşındaki Chinyere Olivia Ojoagu (K-9), 02.11.2025 tarihinde rahatsızlanınca babası tarafından Gazimağusa Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Acil serviste yapılan muayenenin ardından, babasının talebiyle hastaneden çıkarıldı. Ertesi gün, 03.11.2025 sabahı tekrar fenalaştı ve yeniden hastaneye başvuruldu. Çocuğun durumu ağırlaşınca ambulansla Lefkoşa Acil Durum Hastanesi Çocuk Acil’e sevk edildi. Burada yapılan tüm müdahalelere rağmen saat 12.00 civarında hayatını kaybetti. Ölüm nedeni otopsiyle belirlenecek; soruşturma sürüyor.
Bu tablo, tek bir ailenin dramı değil; kamu sağlık sisteminin çürümesinin kristalize hâli. İlk gün muayenenin ardından taburcu edilen bir çocuk, ertesi gün yaşamını yitiriyor. Sevk zinciri, gecikmeler, karar süreçleri… Hepsi bulanık. Yanıt yok; hesap yok. Yine otopsi bekleniyor, yine raporlar açıklanmıyor.
Bu vakalar birbirine benzemiyor; aynılar. Hepsinde gecikme, kapasite eksikliği, yetersiz ekipman, personel yorgunluğu, koordinasyonsuzluk ve sistemli şeffaflık kaybı var. Sağlık Bakanlığı ise durumu yönetmek yerine saklıyor. Her ölüm, kamuoyundan gizlenen bir veri; açılmayan bir rapor; unutulmuş bir dosya.
Devlet, sağlık hizmeti sunmak yerine özel sektöre sevk üreten bir aracıya dönüşmüş durumda. Kamu kapasitesi bilinçli biçimde zayıflatılıyor; yoğun bakım kapasitesi sınırlı, sevk zinciri yetersiz, cihaz takviyesi yok. Yetki ve kaynaklar özel kurumlara kayarken, vatandaş hem parasını hem canını kaybediyor.
Bu ülkede artık hastaneye gitmek tedavi değil, piyango. Ya denk gelir yaşarsın ya da gelmez… Ölürsün.
Hastaneler, vatandaşın son durağı olmaktan çıkıp; hesap vermezliğin, belirsizliğin ve ihmalin mekânına dönüştü.
Her yeni ölüm, sistemin aynı hatayı yeniden ürettiğini kanıtlıyor. Bu, kader değil. Bu, tercihtir.
Tercihin adı: yönetememek değil; yönetmemeyi seçmek.
Ve bu tercih yüzünden, bugün bir çocuk daha yok.
Chinyere Olivia Ojoagu, 9 yaşındaydı.
KKTC’de sağlık sistemi çökmüş durumda.
Ve artık hepimiz biliyoruz:
Hem sağlıksızız hem de sahipsiziz.










