Kıbrıs Türkü’nün davası dün başlamadı.
Bu dava 1959’da, 1960’ta, 1963’te, 1974’te, 1983’te, 2004’te, 2017’de her seferinde bu toplum tarafından sahiplenildi.
Bugün bir siyasi kariyeri kendi şahsi konumu için “dava meselesi” yapan zihniyet, KKTC halkının tarih boyunca sergilediği duruşla alay ediyor.
Ne demek “Bu bir dava meselesi”? Rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız masadan dışlanırken, Sayın Mehmet Ali Talat seçilirken, Sayın Mustafa Akıncı seçilirken ortada dava yok muydu?
Hangisi halkını yok saydı, hangisi KKTC davasına ihanet etti? Hangisi Türkiye’yi görmezden geldi, hangisi uluslararası platformda Türkiye’nin yüzünü eğdi de cumhurbaşkanlığı seçimi bir “dava meselesi” oldu?
Bakın, sizin derdiniz dava değil; derdiniz, kurduğunuz çıkar zincirinin kırılması.
Bu halk artık gerçeği net görüyor:
Bu sebeptendir ki bu halkın davası adil yönetim davası, bu halkın davası eğitimin kalitesi, bu halkın davası adaletli istihdam politikası, bu halkın davası çiftçiye hayvancıya hak ettiği değerin verilmesi, bu halkın davası nitelikli yaşam davası ( kesilmeyen elektirik, gidilebilen yol, akan çeşme, güvenli sokak…)
Kısacası insanca yaşamak bu halkın davası.
Önemli olan, o masada duruşunu gösterebilen, halkın taleplerini hükümetlere ifade edebilen, çıktığı platformda itibar kazandıran bir lider.
Şu gerçeği herkes biliyor ve bu konunun gerçekliğinin farkına varıyor, masada kim olursa olsun, Türkiye’nin KKTC için çizdiği yol haritasına uymak zorunda.
Ama sizin davanız ile halkın davası arasındaki tek fark: Halk itibar peşinde, siz ise makamı dava ediniyorsunuz.










