Siyaset ahlaksızlaşmadı, ancak siyasetin kullanım biçimi ahlaksızlaştı. Aynı şeyi tekrar tekrar deneyip farklı sonuç beklemenin delilik olduğu söylense de, uluslararası platformda 50 yıldır yüzlerce değişikliğe uğrayan, Annan Planı ve Crans-Montana dahil onlarca mutabakat metniyle şekillenen Federasyon tezi, Rum yönetiminin her seferinde masadan kaçmasına rağmen bir anda terk edilecek bir argüman değil. İki Devletli Çözüm tezi ise Federasyon tezine alternatif olarak hayır denilemeyecek kadar güçlü ve dolu bir argüman.
Sayın Tatar ve Sayın Erhürman’ın söylemleri özünde çok farklı olmasa da, söylem tarzları birbirinden ayrılıyor.
Sayın Tatar, “İki Devletli Çözüm” için masaya oturmadan önce şartlar koşarken, Sayın Erhürman “Federasyon” tezinde uzlaşma sağlanamazsa diğer argümanların masada olduğunu vurgulayarak konuşmaya başlıyor. Yani, Türkiye açısından bakıldığında çok büyük bir fark yok; biri, diğerinden farklı olarak kulağını tersten gösteriyor.
Esas sorun şu: Sayın Tatar ve sırtını dayadığı üçlü hükümet, ne halk ne de kamuoyu nezdinde güven veriyor. Bunun nedeni, hükümetin halk nazarında itibar kaybına uğraması. Yaşanan çelişkili kararlar ve yanlış açıklamalar, hükümetin kendi itibarını nasıl zedelediğini açıkça ortaya koyuyor; bunları tek tek sıralamaya gerek yok.
Sayın Erhürman’a gelince, ne yazık ki hafızaları ve umutları canlandıracak somut fikir ya da eylem stratejileri sunamıyor. “Ne şiş yansın ne kebap” duruşuyla, Türkiye’ye “Benden bir Sayın Tatar çıkmaz, ama en azından bir Sayın Talat olabilir” algısı yaratıyor.
Kısacası, Sayın Erhürman süreci kendi haline bıraksa bile, süreç onu yeni Cumhurbaşkanı yapacak gibi görünüyor ve kendisi de bunun farkında.










