Kurumlarımızın arka arkaya yaşadığı sarsıntılar artık münferit olaylar değil; devlet yapısının bütünüyle alarm verdiğinin göstergesi. Müsteşarların, bakanlara en yakın isimlerin birbiri ardına skandal iddialarla gözaltına alınması, mahkemelere çıkarılması, tutuklanması… Bunların her biri tek başına bile siyasi sorumluluk gerektirirken, topluca yaşanan bu tablo hükümet eden iradenin ülkeyi yönetme kapasitesini kaybettiğini ortaya koyuyor. Sistem çalışmıyor. Devlet mekanizmasının çarkları dönmüyor.
Kamu, bu çürümeyi iliklerine kadar hissediyor. Vatandaş, en temel hizmetlerde bile duvara tosluyor. Devletin hafızası, denetimi, düzeni çökmüş durumda. Bu koşullarda hükümetin ya da başbakanın istifa çağrılarına kulak tıkaması, demokratik teamüllerin reddi anlamına geliyor. Siyasi sorumluluk, koltuğu korumak için değil, ülkeyi korumak için vardır. Bu sorumluluk kullanılmadığında devreye girmesi gereken tek güç kalır: Meclis.
Bu yüzden, halk adına orada bulunan 50 milletvekilinden en az 26’sına açık ve net bir çağrı yapma zorunluluğu doğmuştur. Bugün verilecek bir güvensizlik oyu, bir siyasi partinin değil, devletin ve toplumun geleceğinin oyudur. Ülke, yönetim krizinin ağırlığı altında eziliyor. Kurumların çöküşü artık geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru sürükleniyor. Bu gidişi durdurmak için cesaret gerekiyor. Bu cesaretin sahibi, koltuklardan değil, halkın iradesinden güç alan milletvekilleridir.
Güvensizlik oyu bir kaos çağrısı değildir. Tam aksine, içinde bulunduğumuz kaosu sonlandırmanın, devleti yeniden işler hale getirmenin tek hukuki yoludur. Bugün atılacak adım, “kriz derinleşmeden durdurulmalıdır” diyen halkın sesine kulak vermektir. Bu ülkenin geleceği, birkaç ismin koltuk ısrarına teslim edilemez. Siyasi etik, kamu yararı ve anayasal sorumluluk bunu reddeder.
Toplum, bu meclisi kriz anlarında irade koyması için seçti. O an bugün gelmiştir. Siyaset, zor zamanlarda omurga gerektirir. 26 milletvekili, bu ülkenin onuru, hukuku ve geleceği için tarihi bir karar verebilir. Bu karar, hükümetin istifasını sağlayacak bir güvensizlik oyu olmalıdır.
Bugün, susmak ya da ertelemek, krizle ortak olmak demektir. Konuşmak ve gereğini yapmak ise devlet adamlığıdır. Bu ülke, devletin çöküşünü izlemeye mecbur değildir. Milletvekilleri, halkın verdiği yetkiyi halkın yararına kullanarak bu karanlık tüneli sonlandırabilir.
Bu çağrı, kavga için değil; ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak için yapılmaktadır. Şimdi görev sizdedir.










