Kalbini kendine açarak başlamaya ne dersin?
Belki uzun zamandır görmezden geldiğin o incinmiş tarafına…
Gözlerindeki hayal kırıklıklarını gerçekten görmeye,
derindeki öfkeyi saklamadan, bastırmadan,
“Buradasın, seni duyuyorum” diyerek selamlamaya?
İlk adım, kendini kusurlu saydığın yanlarınla kabul etmekle başlar.
Sanki yeni doğmuş bir bebeği selamlarmış gibi selamla kendini.
Titreyen yanını, kırılan yerlerini, toparlanmaya çalışan içini…
Hepsi zaten senin parçan ve hepsi görülmek ister.
Bildiğin yerlerin dışında da bir şey olabilir.
Güvenli sandığın o eski döngülerin ötesinde,
“Ben hep böyleyim” dediğin hikâyenin arkasında,
senin için mümkün olan bambaşka bir hayat olabilir.
Bu yaşadığın hayatın dışında neler mümkün olabilir?
Seni gerçekten mutlu edecek,
sabaha başka bir enerjiyle uyanmanı sağlayacak,
sıkıştığın yerden bir nebze olsun nefes aldıracak
ne gibi kapılar açılabilir?
Bazen değişim büyük adımlarla gelmez.
Bazen sadece kendine dürüstçe bakmak yeter.
Bazen telefonu kapatıp kendi sesini duymak…
Bazen o gün yürüdüğün yolun biraz daha sessiz olması…
Bazen kimsenin bilmediği küçük bir karar…
“Artık kendime karşı daha nazik olacağım.”
Ve bütün dönüşüm de işte orada başlar.
Kendine şu soruyu sor:
“Ben bugün, kendim için minik de olsa hangi adımı atabilirim?”
Bu adım belki bir düşünceyi bırakmak olur,
belki bir alışkanlığı,
belki bir cümleyi,
belki de sadece içinden geçen duyguyu yargılamadan kabul etmek.
Kalbini kendine açtığında
içeride saklanmış, susturulmuş, ertelenmiş her şey
yavaş yavaş yüzeye çıkar.
Korkutmasın seni.
Bu, özgürlüğün habercisidir.
Çünkü insan, kendine döndüğü an güçlenmeye başlar.
Kendini gördüğü an değişmeye başlar.
Ve kendini sevdiği an, hayatta bambaşka kapılar açılır.
Şimdi dur ve sor:
“Bu hayatın dışında benim için neler mümkün?”
Bu soruyu sorabilen herkesin yolu açılır.










