Aylarca geçim derdini, hayat pahalılığını, eriyen alım gücünü anlatan vatandaşın sesi duyulmadı. Elektrik faturası, kira, market, sağlık, eğitim… Her kalemde artan yükün taşınamaz olduğu söylendi; siyaset yine kulak tıkadı. Bugün aynı tablo, iş dünyasının bilançosunda iyice görünür hale geldi. Uzun süredir küçük esnaf ve hane halkının ayakta durmak için çırpındığı bu düzende, artık büyük şirketler de ciddi zararlar açıklıyor.
Gıynık Gazetesi’nin bugün yayımladığı kurumlar vergisi tablosu, buzdağının su üstündeki kısmını gösterdi. Ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 7.000 şirketin 3.000’i zarar beyan etti. Yani her on şirketten dördü artık kâr etmiyor. Telsim’in 500 milyon TL’ye yaklaşan zararı, Ercan Havalimanı işletmecisi T&T’nin 450 milyon TL’yi aşan kaybı, TÜK’ün 230 milyon TL’lik eksi hanesi ortada. Sigorta şirketlerinde bile kayıplar onlarca milyonla ifade ediliyor. Bunlar tekil vakalar değil; mevcut düzenin duvara tosladığının resmî belgesi.
Burada çarpıcı olan şu: Vatandaş bu gidişatı uzun zamandır anlatıyor; siyaset ise bu uyarıları görmezden geldi. Halkın talepleri netti: daha güçlü kamu kurumları, hesap verebilirlik, öngörülebilir ekonomi. Karşılık ise günübirlik hamleler, yamalı çözümler ve sürekli ertelenen reformlar oldu. Sistem vatandaşın boynuna yük bindirdikçe, insanlar borçlanarak ayakta kalmaya çalıştı; nitelikli gençler yurt dışını düşünmeye başladı. Bu tabloyu değiştirmek için siyasal irade ortaya konmadı.
Ancak şimdi dengeler değişiyor. Çünkü zarar artık sıradan insanların cüzdanında değil; büyük sermayenin bilançosunda yazıyor. Sermaye yıllarca mevcut siyasi düzenle çalıştı. Bugün tablo tersine döndü. Enerji fiyatları üretimi pahalı hale getirdi, belirsizlik arttı, krediye erişim zorlaştı, talep daraldı. Sonuç: Büyük işletmeler bile kârını koruyamaz noktaya geldi.
Bu çıkış bir “uyanış hikâyesi” değil. Sermaye ahlakla değil, matematikle hareket eder. Zarar görünür hale gelince sessizlik bozuldu. Adı basit: çıkar optimizasyonu. Şikâyet bugün yükseliyorsa, nedeni kaybın artık tahammül sınırını aşmasıdır. Dün sürdürülebilir görülen düzen bugün sürdürülemezdir. Bu yüzden “KKTC’de sermaye değişim istiyor” ifadesi duygusal değil; teknik bir tespittir.
Bazıları “Bu iş insanları yıllarca aynı siyasi yapıyı desteklemedi mi?” diye soruyor. Evet, desteklediler. Bu, bugünkü itirazı çelişkili kılmaz. Sermaye ideoloji izlemez; bilanço izler. Destek, düzen işlemeye devam ettiği sürece sürer. Sistem kâr üretme kabiliyetini kaybettiği anda, aynı kesimler değişim talep eder. Bugün yaşanan tam olarak budur.
Özetle, vatandaşın yıllardır dillendirdiği sorunlar şimdi sermayeye kadar ulaştı. Siyaset vatandaşın sesini duymadı; ama sermayenin sesi daha yüksek çıkacak. Çünkü kayıp artık bireysel değil; sistemik. Ve sistemik zarar siyasetçilerin görmezden gelebileceği türden değil. Bu tablo bize şunu gösteriyor: reform talebi artıyor. Herkes aynı soruyu soruyor: Bu düzen böyle devam edebilir mi?
Şimdilik yanıt belli: Devam etmiyor. Ekonomik çark, kendi ağırlığı altında sıkıştı. Üretim daraldı, ticaret zorlaştı, yatırım isteği sönümlendi. Kuralların öngörülemez, karar alma süreçlerinin kişisel ilişkilere dayalı olduğu bir ekonomide sermaye uzun süre kalmaz. Vatandaş zaten gidiyordu; şimdi sermaye de çıkış yolunu arıyor.
Bu nedenle bugün verilen mesaj, gecikmiş bir kabulün ilanı niteliğinde. Toplum uzun süredir “böyle gitmez” diyordu; iş dünyası artık “biz de yürüyemiyoruz” diyor. Bu, rutin bir şikâyet değil; kırılma anı. Eğer siyaset bu çağrıyı da duymazsa, sırada kaçınılmaz bir sonuç var: sermaye bavul toplar. O noktada mesele ekonomi olmaktan çıkar; ülkenin geleceği tartışılmaya başlanır.
Gerçek basit: Ekonomi lüks değil, güvenlik meselesidir. Bu gerçeği görmezden gelenler yalnızca bugünü değil, yarını da kaybeder. Burada artık kişilerin değil, sistemin değişmesi talep ediliyor. Çünkü o sistem işlemiyor; herkesi batırıyor.
Bunu anlamak için daha kaç bilanço görmek gerekecek? Bu soru artık sadece vatandaşın değil; sermayenin de sorusu.
Bu kez cevabı ertelemek zor. Çünkü rakamlar konuşuyor.










