Ana SayfaAna SayfaBugün Borçlanma, Yarın Protokol: KKTC Ekonomisinin Sessiz Devrilişi

Bugün Borçlanma, Yarın Protokol: KKTC Ekonomisinin Sessiz Devrilişi

KKTC ekonomik olarak bağımlı hâle geldikçe, siyasal bağımsızlığını da adım adım kaybediyor. Bu bir varsayım ya da felaket senaryosu değil; rakamların ve uygulamaların gösterdiği çıplak, kaçınılmaz gerçek. Bu gidişatı durdurmanın ilk adımı ise sorunu olduğu gibi görmek: Borçlanma, yalnızca mali bir mesele değil; bir ülkenin geleceğini belirleyen siyasi bir kırılma hattıdır.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde son yıllarda ortaya çıkan ekonomik tablo artık gizlenemez bir hal aldı. Devlet gelir yaratamıyor, giderler ise her geçen ay biraz daha büyüyor. Bu açığı kapatmanın tek yöntemi borçlanmak olduğu için, hükümetler her ay yeni Devlet İç Borçlanma Senetleri çıkararak günü kurtarmaya çalışıyor. Bankalar ve fonlar bu senetleri satın aldıkça kasaya para giriyor, fakat birkaç ay sonra aynı para faiziyle birlikte devlete geri dönmesi gereken bir borca dönüşüyor. Bu döngü kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede mali yapıyı içten içe çürüten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda.

Devletin iç borç yükünün kısa sürede yüzde 500’ün üzerinde artmış olması, yalnız ekonomik değil siyasal sonuçlar da doğuruyor. Borç arttıkça devletin karar alma alanı daralıyor; bağımlılık büyüdükçe kendi iradesiyle hareket etme kapasitesi aşınıyor. Maaş ödeyemez hâle gelen, temel giderlerini çeviremeyen bir devlet, kaçınılmaz olarak dışarıdaki finansman kaynaklarının çizdiği çerçevede hareket etmek zorunda kalıyor. Bu durumda kritik sektörlerin protokollerle devredilmesi, bir siyaset tercihi olmaktan çıkıp bütçe zorunluluğu haline geliyor.

Bu senaryo KKTC için yeni değil. Yakın geçmişte telekomünikasyon özelleştirmeleri, liman devri girişimleri, enerji alanında yetki aktarımı, enterkonnekte elektrik tartışmaları, su yönetimi protokolleri gibi örnekler yaşandı. Tüm bu kararlar halkın rızası veya referandumu olmadan alındı. Yönetenlerin imzası yeterli görüldü. Bugün çok daha derin bir ekonomik bağımlılık varken, benzer adımların daha hızlı ve daha kapsamlı biçimde gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır.

Devlet borçlandıkça şu sorular kendiliğinden ortaya çıkıyor: Bu borç ödenemez hâle gelirse hangi kamu hizmeti devredilecek? Elektrik mi, su mu, limanlar mı, telekom mu? Bir protokolle hangi stratejik alan dışarıya teslim edilecek? Halk bu sürece yine dahil edilmeyecek mi? İç borç yükünün her ay yüz milyonlarca lira arttığı bir ortamda, üretim ekonomisinin olmaması ve fonların hükümetlerin finansman tamponu olarak kullanılması, kritik varlıkların devrine zemin hazırlıyor. Borçlanan devlet, yerine getiremediği her hizmeti önce “zorunluluk” gerekçesiyle, sonra “çözüm” adı altında bir protokole bağlamaya mecbur kalıyor.

Bu süreçte halkın dışarıda tutulması şaşırtıcı değil. Çünkü bu tür kararların hiçbiri kamuoyu tarafından kabul edilmez. Halkın onayı istenirse, hesap sorulur. Hesap sorulursa bu kararlar savunulamaz. Bu nedenle KKTC’de büyük ölçekli ekonomik ve altyapı kararları çoğunlukla kapalı kapılar ardında alınıyor. Şeffaflık azaldıkça denetim de imkânsızlaşıyor ve protokoller normal bir yönetişim aracı olmaktan çıkıp bir egemenlik devri mekanizmasına dönüşüyor.

Bugünkü ekonomik tabloya bakıldığında KKTC öyle bir noktaya geldi ki; borçlar artıyor, fonlar eriyor, iç kaynaklar tükeniyor, devlet gelir yaratamıyor, giderler büyüyor, üretim yok, mali sistem kendi kendini döndüremiyor. Hükümetler günübirlik kararlarla sistemi taşımaya çalışıyor. Bu koşullarda borçlanmanın sürdürülebilirliği kalmaz. Sürdürülemez borç, kritik kamu varlıklarının protokol-devri ile sonuçlanır. Üstelik halkın görüşü alınmadan, kamuoyuna hesap vermeden, demokratik mekanizmalar işletilmeden.

Gerçek şu ki: KKTC ekonomik olarak bağımlı hâle geldikçe, siyasal bağımsızlığını da adım adım kaybediyor. Bu bir varsayım ya da felaket senaryosu değil; rakamların ve uygulamaların gösterdiği çıplak, kaçınılmaz gerçek. Bu gidişatı durdurmanın ilk adımı ise sorunu olduğu gibi görmek: Borçlanma, yalnızca mali bir mesele değil; bir ülkenin geleceğini belirleyen siyasi bir kırılma hattıdır.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar