Ana SayfaYazarlarSerkan Soyalan“Biz sesimizi kaybettik”

“Biz sesimizi kaybettik”

Kimi zaman bir ülkenin ruh hali, sessizliğinde gizlidir. Ali Kırca, 2012 yılında Yakın Plan Yayınları’ndan yayımladığı “Vakitsiz Şarkılar” kitabındaki “Ses” başlıklı yazısında tam da bu sessizliğe dokunuyor.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Serkan Soyalan

 

 

“Biz sesimizi kaybettik”

 

Kimi zaman bir ülkenin ruh hali, sessizliğinde gizlidir. Ali Kırca, 2012 yılında Yakın Plan Yayınları’ndan yayımladığı “Vakitsiz Şarkılar” kitabındaki “Ses” başlıklı yazısında tam da bu sessizliğe dokunuyor.

Yıllar içinde kaybettiklerimizi —dayanışmayı, sevgiyi, dürüstlüğü— bir bir hatırlatırken, bizi en çok kaygılandıran gerçeği söylüyor: “Biz asıl sesimizi kaybettik.”

Belki de yeniden duymamız gereken tek şey, birbirimizin sesi…

 

***

 

Bazı metinler vardır, okurken içimizde bir sessizlik yankılanır; çünkü söylenmeyenleri söyler, unuttuğumuzu hatırlatır.

Kırca’nın “Ses” yazısı da tam olarak böyledir.

Kaybolan renklerimizin, tükenen sabrımızın ve yitirilen dayanışmanın izini sürerken bize en temel çağrıyı yapıyor…”Sesimizi yeniden bulmak”…

Çünkü insan, ancak konuştuğunda, paylaştığında ve direndiğinde insandır.

 

***

 

Burada dizeleri Ali Kırca’ya bırakalım…

 

 

“Yaşanan onca acıdan sonra; bir tek çağrı var herkesin birbirine yapması gereken…

            Silahların kınlarına konması… Mümkünse gömülmesi ebediyen toprağa…

            Çünkü insanlık tarihi biliyor ki silahın sesi yükseldiği zaman kısılır insanın sesi…

            Ya da sesini kaybettiği zaman insan, silah arsızlaşır suskunluk ortamında…

            Susklunluk… Yeterince, hep birlikte şiddete karşı konuşmak zamanında… Öyle üç-beş binle değil… Benzer sorunları yaşayan ve aşan ülkelerde olduğu gibi yani… Meydanlarda milyonlarla…

            Neden olamadı bu?

            Bu, hepimize dair bir çuvaldız yazısıdır aslında…

            Sebep, hep birlikte kaybettiklerimizdir onca yılda…

            Aslında biz ne çok şeyimizi kaybettik son çeyrek asırda…

            En çok da sesimizi…

            Ve renklerimizi…

            Bizi çocuklarımız kadar yaşama sevinci ve sevgiyle ayakta tutacak ne çok şeyi kaybettik?

            İşin kötüsü kaybettiklerimizin farkına da varmadık.

            Ya bizden ağır ağır alıp götürdüler onları.

            Ya da biz vazgeçtik gönül rızasıyla…

            Kabullendik öylece yaşamayı…

            Sayalım mı?

            Önce, kaybettik dayanışmayı…

            Her koyun kendi bacağından asılır oldu…

            Özveri duygularını kaybettik. Ortalık gemisini kurtaran kaptanlarla doldu.

            Anadolu’ya gökkuşağının yedi renginden bir ulus yaratma ideallerini kaybettik.

            Herkes kendi sembollerinin ardında düştü yollara.

            Sabrı kaybettik.

Çatlattık sabır taşını… ‘Ya şimdi ya hiçbir zaman anasını satayım’ larla soyunduk hayat kavgasına…

            Hem demokraside hemşahsi yaşamlarımızda, kolay zaferlerin kolay yenilgileri getireceğini aklımızın ucundan geçirmedik hiç.

            Dürüstlüğünü erdemler arasından çekip çıkardık.

            Balık baştan kokuyorsa kuyrukların ne günahı vardı.

            Herkes malı götürüyorsa dürüstlük haramdı.

            Hafızamızı kaybettik.

            Kim suçlu, kim güçlü, kim günahsız, kim kitapsız, kim âlim, kim zalim, unuttuk gitti.

            Karıştı birbirine kalabalık caddelerin telaşlı koşusunda, şeytanlarla melekler.

            Adam gibi aşkı, sapına kadar arkadaşlığı kaybettik.

            Mektuplar cep telefonlarının katline uğrayınca sevgilerin ve vefaların cümle kelamını kaybettik.

            Ve kim bilir daha ne çok şeyi kaybettik.

            Bir hafta sonu, toplanıp şahsi kayıplarımız için gösteri yapmaya niyetlensek, pankartlarda da kaybettiklerimizin görünmez resimleri… Meydanlara sığar mıydı acep yalnız kalplerin ayak sesleri…

            Ama ne mümkün…

            Biz asıl, sesimizi kaybettik…

            Şimdi kaybettiklerimizi hatırlamanın ve yeniden kazanmanın zamanıdır.

            Bilgisayar hafızası gibidir ortak yüreğimizin belleği… Yani büsbütün silinmiş olamaz, onca yıl birlikte yaşadıklarımızdan sonra…

            Önce sesimizi kazanmalıyız yeniden, silahın ve şiddetin sesine karşı yükseltmek için… Ortak sesimizi…

            Bütün dünyada görülmüştür ve bu topraklarda da görülecektir ki… En ağır silahların gümbürtüsünden daha güçlüdür sessiz çoğunluğun yürek çarpıntısının sesi…”

 

***

 

Böyle kendimizi sorguladığımız bir yazıydı, “Ses”…

Şimdi zaman, yeniden konuşmanın, yeniden hatırlamanın zamanı….

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar