Baf’ın güzelliklerini barındırır mı bilmem ama Lefkoşa’da da bir Baf Sokağı vardı.
Osmanlı döneminde konmuştu adı Baf Sokağı’nın… Sonrasında da İngilizlerle birlikte adı Victoria Sokağı olmuş, sonraları da Salahi Şevket Sokak’a dönüşmüştü…
***
Lefkoşa’nın suriçindeRoccas ya da Kaytaz Ağa olarak da bilinen burcun yanındaki, Şeher’inBaf yoluna açılan kapısının yanından başlayıp, Kadınlar Pazarı veya Arasta’ya kadar uzanan bir sokaktır bu.
Yapılışındaki adı “Sen Dominik” olan Baf Kapısı, Venedikliler tarafından 1564 yılında inşa edilmişti.
***
Eskiler bu sokak ve çevresinin alışveriş merkezi olduğu ve şehrin ticari yükünü çeken bölgelerden biri olduğunu söylüyor.
Buranın gelişigüzel ve dağınık yerleşmiş dükkanlarında her şey bulunurdu… Zanaatçılardan, ithalatçılara kadar tüm kesimleri burada bulmak mümkündü.
Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Maronit ve Ermeniler, hep birlikte dükkanlarını işletiyorlardı bu sokak üzerine yayılmış dükkanlarında.
***
Günümüzde Baf Sokağı’nın büyük bir kısmı Yeşil Hat ile ortadan ikiye bölünen şehrin, kuzey tarafında kalsa da o dönemden kalan dükkanların, eski havasında olduğunu söyleyemeyiz.
Bir zamanların en güzel sokaklarından olan bu sokak, günümüzde de mimarisiyle ayakta dursa da, eski yoğunluğunu yaşayamıyor.
***
Baf Sokağı ve Baf Kapısı’ndan bahsederken, yine eskilerin anlattıkları geldi aklıma.
Geçmişte Kanlı Dere’nin bazı zamanlarda taştığı ve Lefkoşa’yı bastığı bilinmekteydi. Ki bu baskınların en sonuncusu da 1918’de gerçekleşmişti. Bu son taşma takvim yapraklarında “1918 Sel Baskını” olarak yer buldu, sonraki yıllarda kendine.
İşte bu su baskınlarında sular, Lefkoşa içine Baf Kapısı’ndan giriyordu…
***
Baf Sokağı’nda dükkanı olan Nazar Usta isimli bir ayakkabıcı ustası, engellilere dönemin koşullarında protez ayak, bacak ve kol yapıyordu.
HizberHikmetağalar 1996’da Marifet Yayınları’ndan yayımlanan “Eski Lefkoşa’da Semtler ve Anılar” isimli kitabında Nazar Usta’nın yaptığı protezlerden şu sözlerle bahseder: “Nazar Usta aslında iyi bir kunduracı idi. Yaptığı ayakkabılar zarif, ama takma bacaklar çok çirkindi. Yapılışı ve görünüşü hiç de güzel olmayan o kol ve bacaklardan numunelikler kırık canlı vitrininde sallanıp dururdu.”
***
Haşmet Muzaffer Gürkan da konu ile ilgili yazısında Baf Kapısı’nın üzerindeki mescitten şöyle bahsediyordu:
“Lefkoşa üzerine eski bir bilmecede, Lefkoşa’nın karakteristik üç yapısı sorulurdu. Bunlara ‘Lefkoşa’nın üç nişanı’ derlerdi. Bu sorulardan birinde ‘üstü mescit altı yol neresidir?’ denmekteydi ki bununla Baf Kapısı’ndaki askeri mescit murat ediliyordu. Bundan, mescidin doğrudan Baf Kapısı’nın üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.”
***
Ve Lokmacı bölgesine adını veren Ermeni kökenliSarkis’e dönelim…
Lokmacı Sarkis de bölge esnaflarındandı. Yemiş ve gazoz satışı da yapan Sarkis’inşamişi ve lokmalarının tadı dillere destandı.
Dükkan açık olduğunda, dükkandan dışarıya yayılan ve bölgeyi saran o kızgın yağ kokusu sizi dükkana girip, o lokmalardan ve şamişilerden tatmaya davet ediyordu.
Bölgeye “Lokmacının Köşesi” veya “Lokmacı Bölgesi” denmesi de bundandı işte.
***
Bölgede bir de Dükkânlar Önü Camii vardı. Bu camiinin bir diğer adı da Tevfik Camii’ydi…
Tek minareli olan bu caminin, hasarlı olan minaresi 1952 yılında yarısına kadar yıktırılmıştı.
Ardından kaderine terkedilen caminin duvarı da 1962 yılında, yoldan geçmekte olan bir Kıbrıslırum kadının üzerine yıkılmış ve hayatını kaybetmesine neden olmuştur.
Oaly, yeni kurulan Lefkoşa Türk Belediyesi’nin eleştirilmesine neden olmuş ve belediyenin açıklaması yetersiz bulunmuştur.
George Jeffery’e göre İtalya’nın 16. yüzyıl hanlarına benzemesi nedeniyle muhtemelen bir han olarak inşa edilen cami aslen bir Venedik yapısıydı. Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethinden sonra bina camiye çevrilmiştir.
***
Dükkanlar Önü Camii kitabesinin okunuşu ise şöyledir:
Ser-i Tüccar-ı Kıbrıs SeyyidElhac Muhammed Bey,
Bu asrın sahibi Cud-u Mürüvvet ülhüda ihsanı
Ticaretgâhı âlemde idüp tahsili sermaye
Vücuhibirre sarf etmektedir nakdi firavanı
Hemankâlâyı dünyayı verüp nakdi bekâ olsun
Küşad eyleyen suk-î fenada bâbı dükkânı
Mukaddem teng bir mescit olup bu cayi güzide
Cemaat vakti sığmazdı zikre ehli imamı
Onu nesih eyleyüptecdid ve tesvi etti erkânın
Müferraih-i dilküşa bir cami oldu pak ve nurani
Minare, minber ve mahfel ile tezyin idüp anı
Kıldı anda Cum’aiydilebaizn-i sultani
Muvaffak oldu çün banisi bu asarı ali’yeye
Sezadır camiîtevfil ola şöhretle ünvanı
Yapub bir çeşmesarı canfeza hem ittisalinde
Suyun icra edüp kandırdı cümle teşnetab anı
Halâs ettikçe teşme dilleri tab-ı hararetden
Sevindirmez mi natabü defi cansuz-i niranı
Bu asarı celile kaydolup divanı âmâle
Ola mahşlerde fazlı hak ile mezuu mizanı
Dedim hayli dua birle gelüp tarihi esmanı
Güzel zibende mabedi camiîtevfiki rabbani
Yazan: Seyyid Feyzullah el.mevlevi
***
MaronitCurci’nin kahvesi de Baf Sokağı’nın dokusunu tamamlıyordu. Yol boyunca yürüyüp de bir soluk almak isteyenlerin yeri olmuştu burası…
***
Farklı inançtan Kıbrıslıların yaşadığı bölgede sadece camii değil, İtalyan Katolik Kilisesi ve Maronit Kilisesi de vardı.
***
Bir zamanlar Lefkoşa’nın en işlek, en canlı ve en zengin sokağıydı Salahi Şevket Sokak, ya da Victoria Sokağı veya Baf Sokağı… Baf Kapısı’na kadar uzanan uzun bir yol… Tarihsel anlamda zengin ve tarihin izleriyle bezenmiş bir sokak… Her adımda bir anı, her solukta bir tarih…










