Kadmiyum sarısına (2 ölçü), kadmiyum kırmızısı (1 ölçü) eklerseniz UBP turuncusu elde edersiniz.
Renk gözünüze koyu gelirse; elinizdeki karışıma biraz daha sarı renkten katabilirsiniz.
Kadmiyum sarısına (2 ölçek), ultramarin mavisi (1 ölçü) eklerseniz de CTP yeşili elde ederseniz.
Renge dolgunluk eklemek gerekirse; bu karışıma biraz siyah ya da kırmızı renk katarak derinlik elde edebilirsiniz.
Şimdi bu reçeteyi biraz içselleştirelim …
Kadmiyum sarı yani her iki partinin de içinde ağır biçimde yer alan bu ortak ton; bugün ki şartlarda KKTC’de yaşayan (karma kökenli) halk olsun.
UBP özelinde kullanılan kadmiyum kırmızı; KKTC’de yaşayan Türkiye kökenli ya da sempatizanları olsun.
CTP özelinde kullanılan ultramarin mavisi ise; KKTC’de yaşayan Kıbrıs (ada geneli) kökenli ya da sempatizanları olsun.
Ne demiştik?
Duruma göre her iki partinin de simgesel rengine “renk katmak” gerekebilir demiştik.
O halde gelelim fasulyenin faydalarına…
CTP ton dengesini güçlendirmek istediğinde (ki buna daima ihtiyaç olacak) neye sarılacaktı?
Biraz siyaha ya da biraz kırmızıya…
Peki bu renkler kendi halkı ya da “Ana vatan” değilse kimi temsil ediyor olabilir?
Nihayetinde CTP, Kıbrıs sorununda çözüm yanlısı, federasyoncu ve AB müktesebatına uyumlu bir çizgide olduğundan olası bir Cumhurbaşkanlığı seçim zaferi durumunda bazı ülkeler ve aktörlerden destek alması yüksek olasılıktır.
Bu destek diplomatik, siyasi veya dolaylı ekonomik biçimlerde olabilir.
O halde seçenekler nelerdir?
- Avrupa Birliği Ülkeleri:
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya gibi merkez ülkeler, CTP’nin çözüm ve AB entegrasyonu yönündeki söylemine olumlu bakar.
AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’ndan da daha fazla temas, proje ve teknik destek beklentisi olur.
• Birleşik Krallık
İngiltere, Kıbrıs’ın garantör ülkelerinden biri olarak çözüm yanlısı liderliklere daha açık olur. CTP, İngiltere ile doğrudan temas kurmakta zorlanmaz.
İngiltere’nin KKTC ile olan ticari ve kültürel ilişkileri artabilir.
• Birleşmiş Milletler
BM Genel Sekreterliği ve Kıbrıs Özel Temsilciliği, CTP’nin müzakere odaklı çizgisine olumlu yaklaşır.
Müzakerelerin yeniden başlaması halinde CTP’nin Cumhurbaşkanlığı’nı kazanması süreci kolaylaştırabilir.
• Amerika Birleşik Devletleri
ABD, doğrudan tanıma gibi bir adım atmaz ancak federal çözüm isteyen yapılarla diplomatik temasları artırabilir.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Washington’daki think tankler, çözüm isteyen liderliklerle diyaloğa açıktır.
• Yunanistan & Güney Kıbrıs (Kıbrıs Cumhuriyeti)
CTP’nin çözüm ve federasyon vizyonu, Rum tarafında daha ılımlı bir beklenti yaratabilir.
Resmi tanıma olmasa da, dolaylı diyalog ve güven artırıcı önlemler için bir zemin oluşabilir.
Tabi bu listeye sivil toplum & uluslararası kuruluşlar da eklenebilir.
Avrupa Konseyi, OSCE, AB sivil toplum fonları ve demokratik reform kuruluşları CTP’nin demokratikleşme vizyonunu destekleyebilir ya da fon, proje ve akademik iş birlikleri artabilir.
Peki ya tüm bunlar temelde kimin işine yarar ya da karşılığında ne istenir?
Bilemiyoruz…
Peki UBP ton dengesini yitirirse neye sarılacaktı?
Kadmiyum sarısı yani KKTC halkına…
Peki hangi yöntemlerle?
• Türkiye ile tam uyumlu söylemlerle mesela.
• Kamuya toplu istihdamlar, maaş artışları veya af düzenlemeleriyle mesela.
• Kriz zamanlarında “milletimizle birlikteyiz” söylemleri; yardım kampanyaları veya gösterişli açılış törenleriyle mesela.
• Seçim dönemlerinde yol, su, kırsal kalkınma gibi altyapı hizmetleriyle mesela.
• Bayrak, şehitlik, milli marş, asker gibi değerler üzerinden mesela.
• TMT’ye veya geçmişe atıfla “mücahit torunuyuz” söylemi mesela.
• Sol görüşlü rakipleri, özellikle CTP, “Rumcu”, “mandacı” ya da “devletsiz” gibi etiketlerle itibarsızlaştırılmaya çalıştırarak mesela.
• Devlet televizyonu ve yandaş medya kanallarıyla kendi yaptıkları hizmetleri abartılı şekilde sunarak mesela.
• Hükümet kaynaklı başarı hikâyeleri, açılışlar ve “millete hizmet” vurgusu medya yoluyla sürekli tekrarlatarak mesela.
• Kriz zamanlarında muhalefeti eleştirerek “bölücülük yapıyorlar” veya “yıkıcı muhalefet” argümanlarıyla mesela…
Bunların hepsi bildiğimiz şeyler…
Bilmediğimiz, Cumhurbaşkanlığı seçimini kimin kazanacağı ve bizim hangi rüzgarla nereye savrulacağımız.










