Katliam sadece kan dökerek olmaz.
Katliam; bir toplumun yaşam damarlarını keserek, temel haklarını işlemez hale getirerek, geleceğini adım adım yok ederek de yapılır. Eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma kadar kamusal hizmetler bilinçli biçimde zayıflatılıyor, insanlar piyasanın insafına terk ediliyorsa ortada artık bir yönetim sorunu değil, bir katliam düzeni vardır.
KKTC’de yaşananlar budur. Aşağıdaki tablo iddia değil; basına yansıyan açıklamalar, resmi kabuller ve sahadaki sonuçlarla teyit edilebilen bir gerçekliktir.
Ulaşım: Kamusal toplu taşıma yok
KKTC genelinde kapsayıcı, düzenli ve kamusal bir toplu taşıma sistemi bulunmamaktadır. Kıbrıs basınında farklı tarihlerde yer alan haberlerde, yerel yönetim temsilcilerinin ve sivil toplum örgütlerinin “ülke genelinde herkesin erişebileceği bir toplu taşıma sisteminin olmadığı” yönündeki tespitlerine yer verilmiştir.
Kıbrıs Gazetesi’nin geçmiş tarihli bir sayısında şu ifade yer almıştır:
“Kuzey Kıbrıs’ta toplu taşıma bireysel çözümlere bırakılmış durumdadır; bu haliyle kamusal bir hizmetten söz etmek mümkün değildir.”
Bu katliam; araç galerilerinin, ithalatçıların, akaryakıt zincirinin ve özel servis düzeninin işine yaramaktadır.
Eğitim: Tam gün eğitim uygulanamıyor
Devlet okullarında tam gün eğitim sürdürülebilir biçimde uygulanamamaktadır. Öğretmen sendikalarının ve eğitim örgütlerinin açıklamaları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Kıbrıs Postası’nda yer alan bir haberde şu değerlendirme aktarılmıştır:
“Altyapı eksiklikleri ve personel yetersizliği nedeniyle tam gün eğitim fiilen uygulanamamaktadır.”
Bu katliam; özel okul sahiplerinin, kolej zincirlerinin ve paralı eğitim piyasasının işine yaramaktadır.
Sağlık: Kamu hizmetine erişim yetersiz
Devlet hastanelerinde randevu, personel ve ekipman sorunları kronikleşmiştir. Bu durum hem hasta deneyimlerine hem de basına yansıyan açıklamalara girmiştir.
Yerel basında sağlık çalışanlarının şu sözleri aktarılmıştır:
“Randevular aylar sonrasına veriliyor, bazı branşlarda hizmet sürekliliği sağlanamıyor.”
Bu katliam; özel hastanelerin, özel kliniklerin ve paralı sağlık hizmeti sunan yapıların işine yaramaktadır.
Enerji: Kamu üretmiyor, kriz kalıcı
Enerji alanında kamunun üretim ve planlama kapasitesinin yetersizliği resmi açıklamalarla da kabul edilmiştir.
Kıbrıs Gazetesi’nde yayımlanan bir haberde yetkililerin şu ifadesine yer verilmiştir:
“Mevcut koşullarda kesintilerin yaşanması kaçınılmazdır; vatandaşların tedbirli olması gerekmektedir.”
Bu katliam; özel enerji üreticilerinin, tekelleşmiş sözleşme düzenlerinin ve kamu dışı enerji modellerinin işine yaramaktadır.
Barınma: Sosyal konut yok, kira denetimi yok
Sosyal konut üretimi güncel ihtiyacı karşılamaktan uzaktır; kira artışları ise fiilen denetimsizdir.
Basında sıkça yer alan değerlendirmelerde şu tespit yapılmaktadır:
“Kira fiyatları dar gelirli kesimler için sürdürülemez noktaya ulaşmıştır; sosyal konut politikası yetersizdir.”
Bu katliam; emlak ofislerinin, büyük müteahhitlerin ve rant üzerinden kazanan çevrelerin işine yaramaktadır.
Gençlik: Gelecek tasfiye ediliyor
Yurt kapasitesi sınırlı, burslar yetersiz, kamuda istihdam kapalıdır.
Gençlik örgütlerinin basına yansıyan açıklamalarında şu ifadeler kullanılmıştır:
“Gençlere ülkede kalabilecekleri bir gelecek sunulmuyor; göç tek seçenek haline geliyor.”
Bu katliam; ucuz ve güvencesiz iş gücü isteyen çevrelerin, ithal emek düzeninin ve beyin göçünden beslenen yapıların işine yaramaktadır.
Tarım ve üretim: Üreten kaybediyor
Tarım politikalarında planlama eksikliği ve maliyet baskısı üreticiyi tasfiye etmektedir.
Üretici temsilcilerinin basına yansıyan sözleri nettir:
“Destekler yetersiz, maliyetler yüksek; bu şartlarda üretimi sürdürmek mümkün değil.”
Bu katliam; ithalatçıların, aracılık zincirlerinin ve dışa bağımlı gıda düzeninin işine yaramaktadır.
Emek: Güvencesizlik normalleştirildi
Güvenceli istihdam daraltılmış, taşeronluk ve kayıt dışılık yaygınlaştırılmıştır.
Sendikal açıklamalarda şu ifade öne çıkmaktadır:
“Güvenceli istihdam daralıyor, çalışanlar korunmasız bırakılıyor.”
Bu katliam; düşük ücretle, güvencesiz ve denetimsiz çalıştırmak isteyen işveren çevrelerinin işine yaramaktadır.
Kamu kurumları: Bilinçli çökertme
Kamu kurumlarının planlama, denetim ve icra kapasitesi sistemli biçimde zayıflatılmıştır.
Basına yansıyan Sayıştay değerlendirmelerinde “denetim zaafları ve mevzuata aykırı uygulamalar” açıkça tespit edilmiştir.
Bu katliam; kamunun zayıflamasından beslenen, kamu boşluklarını özel kazanca çeviren tüm çıkar çevrelerinin işine yaramaktadır.
SONUÇ
Bu tablo tesadüf değildir.
Bu düzen kendiliğinden oluşmamıştır.
Vatan sevgisi böyle olmaz.
Vatan sevgisi; kamuyu çökertmek değil,
hakları piyasaya teslim etmek değil,
gençleri göçe zorlamak değildir.
Bu katliam düzenini kuranlar kadar,
bu düzenden çıkar sağlayanlar da sorumludur.
Sessiz kalanlar, normalleştirenler ve meşrulaştıranlar da sorumludur.
Çünkü kamu çöküyorsa, ülke içeriden çökertiliyordur.
Bunun adı ağır ama gerçektir:
KKTC’de yaşanan şey, kimin işine yaradığı çok net olan bir katliam düzenidir.










