Ana SayfaAna SayfaMetin Arhun Yalnız Değildir!

Metin Arhun Yalnız Değildir!

Arhun yalnız değildir. Çünkü o bir işveren sendikası başkanıdır ve söylediği her cümle, temsil ettiği sermaye blokunun zihniyetini yansıtır. Daha da önemlisi, bu zihniyet boşlukta durmaz. Arkasında onu besleyen, koruyan ve uygulamaya dönüştüren dağ gibi bir hükümet pratiği vardır.

spot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Metin Arhun’un son dönemde özellikle Pakistanlı ve Bangladeşli emekçiler üzerinden kurduğu dil, bir “talihsiz açıklama” ya da kişisel bir aşırılık değildir. Bu sözler, Kuzey Kıbrıs’ta yıllardır işleyen bir emek rejiminin açık ve filtresiz ifadesidir. O yüzden mesele Metin Arhun’un ne dediğinden çok, neden bunu bu kadar rahat söyleyebildiğidir.

Arhun yalnız değildir. Çünkü o bir işveren sendikası başkanıdır ve söylediği her cümle, temsil ettiği sermaye blokunun zihniyetini yansıtır. Daha da önemlisi, bu zihniyet boşlukta durmaz. Arkasında onu besleyen, koruyan ve uygulamaya dönüştüren dağ gibi bir hükümet pratiği vardır.

İşveren sendikaları bu ülkede yalnızca “görüş bildiren” yapılar değildir. Asgari ücret tartışmalarında, çalışma izinlerinde, yatay geçiş düzenlemelerinde, af–ceza döngülerinde belirleyici aktörlerdir. Taleplerini açıkça koyarlar. Hükümetler de bu talepleri ya doğrudan yasa ve tüzüklere dönüştürür ya da denetimsizlikle fiilen hayata geçirir. Sonuç değişmez: Emekçinin pazarlık gücü törpülenir, işverenin manevra alanı genişler.

Metin Arhun’un “Bangladeş’te asgari ücret bu kadar” diyerek yaptığı kıyas, emeği milliyete göre fiyatlamanın itirafıdır. Bu, yalnızca yabancı emekçiye dönük bir saldırı değildir. Bu yaklaşım, emek piyasasında en aşağıdaki halkayı aşağıya çekerek herkesi aşağıya çeken bir mekanizma kurar. Bugün Bangladeşli hedef olur, yarın yerli emekçi “pahalı” ilan edilir. Bu zincirin mantığı budur.

Peki bu tabloda emekçinin arkasında kim var?

Gerçekçi olalım: Emekçinin arkasında kurumsal bir güç yok. İşverenlerin aksine emekçiler billboard satın alamaz, yemekli toplantılarla siyaset dizayn edemez, yasa metinlerini masaya koyamaz. Tepkiler çoğu zaman haklı ama dağınıktır. Öfke büyüktür ama hedef şaşırır.

Bu yüzden Metin Arhun’a sosyal medyada yüklenmek, kişisel linçlerle rahatlamak, haklı ama sonuçsuz bir refleks üretir. Çünkü Arhun bir neden değil, bir sonuçtur. Onu mümkün kılan düzen değişmediği sürece, yarın başka bir isim aynı cümleleri daha yumuşak bir dille kurar. Zihniyet kalır, sadece sözcüler değişir.

Asıl mesele şudur: Bu düzen kim tarafından ayakta tutuluyor?

Yanıt nettir. Emek karşıtı düzen, sandıkla şekillenen siyasi tercihlerle sürdürülmektedir. İşveren sendikalarının taleplerini yasa yapan, denetimi bilinçli olarak gevşeten, kayıt dışılığı “idare edilebilir” gören siyasi irade, emekçinin değil sermayenin yanında durmaktadır. Bu bir tesadüf değil, sistematik bir tercihtir.

O yüzden emekçi halkın tepkisini doğru yere yöneltmesi gerekir. Öfkeyi Metin Arhun’a boşaltmak değil, seçime saklamak gerekir. Kim işverenin taleplerini savunuyor, kim emeği maliyet kalemi olarak görüyor, kim “eşit işe eşit ücret” ilkesini reddediyor — bunların hepsi ortadadır.

Bu ülkede emekçi yalnız bırakıldıysa, bunun nedeni bir sendika başkanının açıklamaları değil; o açıklamaların siyasi karşılık bulmasıdır. Değişim de ancak oradan başlar.

Metin Arhun yalnız değildir.
Ama emekçi halk da kaderine mahkûm değildir.
Hesap sosyal medyada değil, sandıkta sorulur.

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER HABERLER

En Son Yorumlar