Serkan SOYALAN
“Uzay Şairi” Osman Türkay
Kıbrıs’ın yetiştirdiği en büyük değerlerden biridir Osman Türkay…
“Uzay Şairi” lakabı ile anılan Türkay, 1927’de Ozanköy’de dünyaya gelir.
Şiirlerinde evrensel konuları ve tüm insanlığı (hatta öte dünyaları) kapsayan şiirler yazar.
Şiir yazmaya ortaokul sıralarında başlayan Türkay, şiirlerini Varlık ve Beşparmak dergilerinde yayınlar.
***
Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen tek Kıbrıslı Türk olmasının yanında, ender Türkçe yazan yazarlardandır.
***
Gençlik yıllarının ardından Londra’ya giden Türkay, uzun yıllar Londra’da yaşadı.
1955 yılında İngiltere’de felsefe ve gazetecilik eğitimi gördü.
Londra’da yaşarken, Batı edebiyatını yakından tanıdı. Londra’da bulunduğu 1951-1956 yılları arasında şiir yazmaya ara veren şair, ilgisini başta İngiliz şiir olmak üzere dünya şiiri üzerinde yoğunlaştırır.
Hem konu seçiminde hem de şiirlerin ölçü ve kafiyesinde Batı edebiyatından etkiler taşıması bu kültürel ilişki sonucudur.
İngiltere’deki yaşamı, sanatçının dünya edebiyatı ile buluşmasını ve kendisini bu edebiyat camiasına kabul ettirmesini sağladı.
***
Türkay, 24 Ocak 2001 tarihinde tedavi gördüğü Girne Akçiçek Hastanesi’nde vefat etmiştir.
Osman Türkay ayrıca, dünyada en çok mektup alan Türk edebiyatçısıdır.
Kendisine hayran olan okuyucular arasında Tayland Prensesi Vemulchadra, Türkoloji Profesörü Anna Masala, Hindistan eski başbakanının eşi SheilaGürjal ve çok sayıda aristokrat da bulunuyor.
World BiographicalHall of Fame Ansiklopedisi Osman Türkay ile ilgili bölümde şu satırlara yer verir:
“Türkay’ın eşsiz üslubu, bir tür hızlı top mermisidir; sonsuzluğa, sonsuz karşıtlıklara doğru aklı genişleten bir yolculuktur; doğaüstü bazı protoplazmik başkalıklar denizi üzerinden silindir gibi geçen akıl gemisidir. Yapıtlarının çoğunda sentez, kendine özgü derin acısı ve insanın umutsuzluğudur. Teknikbilim, gelişim, kendi kişisel görüşünce, yaratıcı yeteneğinin tuzağına düşmüş olan modern insanın güç durumu ve çıkmazıdır.”
Türk şair, yazar, çevirmen, akademisyen, diplomat ve siyasetçi Talat Sait Halman da Osman Türkay için şu satırları kaleme aldı:
“Çağdaşlarından büsbütün ayrı bir yol izleyen Osman Türkay inanıyor ki, başdöndürücü bir hızla teknolojik gelişim ve değişimlerin arasında kısılan modern insan, nükleer bir yıkımla karşı karşıya gelmiş; kendi kendini motör refleksleri ve yarı bilinçli bir duruma itilmiş; doğadan kopmuş, makineleşmiş topluma yabancılaşmış psikolojik bir ortamda başıboş evreni dolaşır bir durumdadır.”
Hintli yazar KrishnaSrinivas da “Türkay, varlığın ötesine geçen, gizli güçlere sahip bir ozandır… Aklın gökkubbesinde milyonlarca ışık tutuşturan bir yeteneğin ozanıdır… Poe, Kierkegard, Rimband ve Van Gogh gibi sanatçıların eşitidir. Türkay gibi büyük ozanlar her yüzyılda bir gelir bu dünyaya” der Osman Türkay için.
RosemaryWilkinson da Poet Dergisi’nde şunları yazar Türkay için: “Türkay, bu zamanın, bu anın, bunalımlarını gören ve dünya liderlerini uyaran bir ozan. Onun şiiri, gençlere yeni bir umut, yaşlılara teselli ve olgunluk çağında olanlara yol göstericidir.”
Ünlü akademisyen Prof. SyedAmeruddin de yazdı International Poets dergisinde “Uzay Şairi” Osman Türkay’ı: “Bir çağdan başka çağa, bir dünyadan başka bir dünyaya bakan Türkay, insanın güç, çatışık ve bölünmüş kişiliğini denetlemeye çalışarak zamanın koridorlarında ilerleyişini gözlemlemektedir”
***
İsveçli gazeteci, yazar ve şair GöranGreider de “Ay İçin Requiem” şiirini yorumladı Türkay’ın… “Türkay, ‘Ay İçin Requiem’ başlıklı şiirinde, astronotların aya ayak basmalarıyla eski sihrini yitirdiğini; ancak çocukluk günlerinin Akdeniz’inden anımsadığı aya ilişkin mitolojik mirasın nasıl korunacağı konusunda umutsuz girişimlerde bulunmaktadır. Mitolojik kültürüyle Eliot’un amaç alanını zaman zaman aşan Mitos’larla ve aydınlanma anlarıyla karşılaştığında, Neruda’nın kanat uzunluğuna ulaşmaktadır. Türkay’daki imgelemin oyun sahası o kadar büyük, öyle şahanedir ki!”
Yazar StaffanStolpe de “Damarlarında Akdeniz ve tüm kültür mirasıyla bir tarih olan Türkay kozmik ‘varlığın’ bilinci içindedir. Kıbrıs’ın koruları, İstanbul’un silüeti ve Nil kıyıları onun şiirlerinde zaman-öncesi aynalarmış gibi yansımakta. Türkay’ın zaman bilincinde mutlu ve aydınlık bir şey vardır. İsveç’e daha yeni, daha çok şiirinizi bekleriz Türkay!” diye seslenir Uzay Şairi’ne…
UlfMalmqvist’in satırlarına şöyle yansıdı Osman Türkay; “Türkay’ın şiiri evrenin derinliklerine dek uzanır. Biz böyle büyük bir şeyin parçasıyız ki, onun büyüklüğünün derecesini bile anlayacak ve kapsayacak güçte değiliz. Türkay, en güzel benzetmesinde, dünyayı denizi olmayan bir gemi olarak tanımlıyor… Biz o geminin içinde çok ötelerde sonsuz karanlıklara doğru yolumuza devam etmekteyiz. Türkay’ın lirik şiirlerinde ise deniz, özellikle Akdeniz motifleri egemendir. Ozan tuzlu sulara dalarak kendini ‘Atlantis’ten de yaşlı’ bir dünyada bulur. Orada zamanın bir boyutundan öteki boyutuna sürüklendiğini görür. Kainat gibi deniz de yer ve zaman ötesindedir. Ve kitaptaki şiirleri okuduğunda, insan kendini iki sonsuzluk arasındaki yaylaya çekilmekle kurtarabileceğine inanır. İnsan katılaşmış yer kabuğu üzerinde devinim halindedir. Türkay’ın şiiri imaj bakımından çok zengindir.”
***
Bangkok Post Gazetesi yazarlarından MontriUmavijani“Türkay, uzak ötelerin büyük ozanıdır. Bu ozanın dünya, tanrı, insan ve kainat hakkında korkunç görüşleri vardır. Bir yanda doğu mitolojisinin rahatlığı ve refahı, öte yanda batı uygarlığının teknolojik gelişmeleri onda hiçbir ozana nasip olmayan bir sentez yaratmıştır. Bu ozan, zamana sığmayan tedirgin edici bir atmosfer yaratmıştır”şeklinde yazmıştır Osman Türkay’ı.
***
Jean Paul Mestas ise Jalons dergisinde şunları yazdı: “Osman Türkay’ın bu görkemli ve ustaca yapıtını saygı ile selamlarım. Symphonies fort he World (Dünya için Senfoniler), sadece lirik bir uçuş; insancıl bir helezon, kainatı keşif çabası değil, ne de yalnız bunca çeşitlikleriyle şirin bir yüzüdür, aynı zamanda, insan denen yaratığın en mavi ve en siyah günlerinin toplamını yansıtan bir aynadır.”
***
İsveçli şair ClemensAltgard şöyle anlatır Türkay’ı; “Kıbrıslı Türk ozan sürekli klasizme eğilimli yüksek düzeyde modernist şiirler yazmaktadır. Türkay’ın dünyası Akdeniz çevresinde ve Akdeniz kültürlerinde merkezlenmekle birlikte, kozmik yönleri de kapsamaktadır. Türkay’ın şiiri çok derin, geniş kapsamlı ve özgün nitelikte görsel bir şiir türüdür. Üslubu sadece ‘şahane’ olarak tanımlanabilir. ‘Su yürüyecek ağacına! Ateşin yapraklarında savrulacak yüzüm’. Bu dizeleri yazabilen bir ozan hepimizin dikkat ve saygısına layık bir ozandır.”
***
Jan AnkerFröydarlund, International Poets Dergisi’nde şöyle yazar: “Herhangi bir ozan bilinç-dışı öğelerin egemenliği altına girer ve onların ardından sürüklenirse, güç ve yoğunluk kazanır ama bu güç ve yoğunluk boyutsuz olur, sağlam bir iç görüşten yoksun kalır. Ozan Osman Türkay için, aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Hayır, gerçekten ondaki jeometrik boyut ve iç görüş, hemen karşımızda. Türkay, ayrıcalıklı bir dil bilgisine ve buna ek olarak üstün ozanlık anlamına gelen Fingerspitzgefühl’e sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Şiirleri Çince’ye, Hint dillerine, Portekizce’ye, İspanyolca’ya, İsveçce’ye, Çekce’ye ve daha birçok dünya dillerine çevrilmiştir. Türkay’ın Türkçe ve İngilizce yazdığı lirik yapıtlarında, derinden yazan, iç gereksinimleri dile getiren, iç uzay görüşüne sahip bir ozanla karşılaşırız ki, hiç kuşkusuz, bu ozan dünyanın en büyük edebiyat ödülüne layıktır.”
***
Osman Türkay’dan bir şiir paylaşmadan olmazdı. İşte onun kaleminden “Besmele”…
Bu gece düşüme girdi
Her sabah yeni doğan güneş
Bu gece güneşten koptu bir ayrı dünya
Bu gece uzaya fırlatıldı ilk yapay uydu
Küçücük bir ay
Bu gece evrende bir başka hız var
Toprakta uzay, uzayda ateş, ateşte yıldız var
Bu gece dünyamızın yörüngesinde
Uydular açar
Bu gece madensel bir besmele ile vurdu saat
Bu gece besmele ile çağırdı kalem:
Esirgeyen bağışlayan
Tanrı adıyla Kalktım yataktan
Ne ün, ne onur, ne şan
Besmele besmele büyüdü kafam
Ne bulut ne ufuk ne yıldız
Besmele besmele gerindi akşam
Ne sinir, ne pazu, ne kemik, ne kan
Besmele besmele uzadı kollarım bacaklarım
Ağzım, gözlerim, kulaklarım
Alıcı ve verici cihazlarım
Besmele besmele başıboş
Yapayalnız
Esirgeyen bağışlayan
Tanrı adıyla
Uzaylılara mısralar satıyorum
Ve sizi anlatıyorum
Esirgeyen bağışlayan
Tanrı adıyla
Yer yüzüne güneşten bakıyorum
Ve yıldızları bir salkım üzüm gibi koparıp
Şarlatanların başına fırlatıyorum
***
Çağın Zort da 12 Mayıs 2015 tarihli Detay gazetesinde “ ‘Yine Geleceğim’:Osman Türkay” başlığıyla şunları yazar…
“1927 yılında Girne’ye bağlı Ozanköy’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Girne’de özel bir okulda tamamladı. Orta öğreniminden sonra Kıbrıs’ta gazetecilik ve tercümanlık yaptı. Hürsöz gazetesinde çalışmaya başladı. Türkiye’ye gittiği tarih olan 1955 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Türkiye’de olduğu süre içerisinde çevirmenlik yaptı. Daha sonra gazetecilik eğitimi almak üzere İngiltere’ye gitti. 1955 yılında orada, Modern Diller Okulu Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. 1957 yılında Kıbrıs’a döndü. Lefkoşa’da Beşparmak ve Uyarı dergilerini çıkardı. Daha sonra Londra’da yaşamaya başladı.
Şiirleri yanında denemeler ve incelemeler yazdı, İngilizce’den çeviriler yaptı. Şairin eserleri Türkçe, İngilizce, Rumca, İspanyolca, Urduca, Hinduca, Polonezce, Çekce ve İsveçce gibi pek çok dile çevrildi. Dünyanın değişik ülkelerinden 50’ye yakın ödül aldı.
Şairler Cemiyeti ve uluslar arası kuruluşlar tarafından şiir dalında 1988 ve 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne iki kez aday gösterildi. Son dönemlerde aktif olarak Türk Dünyası’nı ilgilendiren organizasyonlara katıldı. Şair Osman Türkay, UZAY ŞAİRİ olarak biliniyor. O daima eserlerinde Dünyadaki sorunları, tehlikeleri ele alarak şiirlerinde işlemiştir onun ilk uzay çağı şairi denmesi bu nedendendir. O nükleer tehlikeyi, bozulan ve yok olan çevreyi vb. konuları tema olarak şiirlerinde irdelenmiştir. Türk ve Dünya şiirini, felsefesini çok iyi bilen Türkay, kendisini geliştirmek için daima çok kitap okumuş bir kişidir.
Türk Dünyası’nın Kıbrıslı büyük şairi Osman Türkay, sağlık nedenleri ile 2000 yılında devlet tarafından Kıbrıs’a getirildi. Tüm uğraşlara karşın, 22 Ocak 2001 sabahı vefat etti. Son sözü, şiirin hülasası gibidir: “Yine geleceğim!” Doğup büyüdüğü ve asıl adı Kazafana iken şairin adına izafeten Ozanköy olarak değiştirilen köyde defnedildi.
KİTAPLARI:
1.Yedi Telli, Beşparmak Yayınları, Lefkoşa, 1959.
2.Uyurgezer, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1969.
3.Beethoven’de Aydınlığa Uyanmak, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1970.
4.Evrenin Düşünce Gezgin, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1972.
- Kıyamet Günü Gözlemcileri, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1975.
6.Beethoven and Other Poems (English Version), Hub Publications Ltd. Athenneum Books, London, 1978.
7.Poetry Türkay, A Special Issue of Poet, India, Madras, May 1982.
8.Variations, Poets Press, India, 1986.
9.Symphonies fort he World, Oxford University Press, Printing House, Oxford 1989.
10.Seçme Şiirler, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990.
11.Edebiyat, Eleştiri ve Dil Üstüne Düşünceler, K.K.T.C. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 1993.
12.Poetry Türkay and Epitaphs for a Dying World, A special issue of the magazine International Poets, Madras, India, 1995.
13.Ölümsüzlük Acısı (Oyun), K.K.T.C. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998.
- Piramit Üçlüsü (Oyun), K.K.T.C. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998.
- Roaming About Universe, The Pentland Press, USA, 1998.
16.Cosmorama, The Pentland Press, USA, 1999.
Türkay’ın; yabancı dilde yayımlanan kitapları ve çevirileri de vardır.
Şiirlerinden örnekler:
ŞAİR ÇOCUĞUN SABAH DUASI
Tanrım ne olur böyle her gün!
Gökyüzü masmavi
Hava sımsıcak olsun
Beşparmak dağlarının ötesinden
Güneş evimize annem gibi doğsun
Arınmış sevinçlerle dudaklarımız
Öpsün ışıkta titreşen çiçekleri
Yün iğirsin nineler
Emzirsin nurtopu bebekleri anneler
Kırlangıçlar sallasın beşikleri
AKDENİZ’İN MAVİ İNCİSİ KIBRIS I
Akdeniz’in mavi incisi Kıbrıs
Doğduğum, ilk güneş ışınlarını gördüğüm
Şiiri, barışı ve erinci ilk soluduğum ülke
Şimdi seni otuzbeş bin ayak yükseklikte
Hindistan’dan Londra’ya uçtuğum
Uçağın penceresinden seyretmekteyim
Tapınırcasına güzelliğini akıtıyorum yüreğime
Özlemimi acılarına katarak yudum yudum içiyorum
Göklerin mavi renginde
Tutuşuyor alev-alev düşüncelerim
Kucaklayıp düşümde seni, öperken toprağını
Sevgi ve saygı dolu duygularla
Görüyorum yaraların henüz kapanmamış
Yakarıyorum yaraların henüz kapanmamış
Yakarıyorum içten ve gizlice
Yakarıyorum bir kez daha
Denetlenmemiş, doludizgin tutkulara
Kaptırmayasın diye kendini
Bağrında kana ve kine yer vermesin diye
Ruhumun derininden konuşarak diyorum
“Varlığımın kutsal toprağı, ülkem” diyorum
Söz ver böyle sakin ve rahat kalacağına
Ve sonsuz barışın, erincin vatanı olacağına…
SONSÖZ:
Osman Türkay ülkemiz yazınına yaklaşık olarak elli beş yıl emek veren bir aydınımız, şairimizdir. Onu burada bir iki sayfaya ile anlatmak, düşüncelerini, fikirlerini, şiir ile dünya anlayışını tarif etmek ne mümkün… Ömrünün yarısından fazlasını İngiltere’de geçiren şair Osman Türkay, ülkemiz şiirini yurt dışında tanıtmaya çalışmış ve belli bir ölçüde de bunu başarmıştır diyebiliriz. Osman Türkay ömrünün yarısını yurt dışında yaşamasına rağmen, Kıbrıs Türk Şiiri’nden uzak durmamıştır. Daima bir ayağı İngiltere’de bir ayağı da Kıbrıs’ta olmuştur. Ülkemiz akademisyenlerinden Şevket Öznur’un, Türkay ile ilgili hazırladığı kitaplar kaynak niteliğindedir.
Gerçekten O ulusal kaynaklardan beslenerek ünüyle uluslararası bir değer haline gelmiş ve tüm insanlığa mal olmuş bir filozof yazarımızdır. Büyük düşünürler asla unutulmazlar. Osman Türkay da unutulmayacak ve binlerce yıl sonra evrensel sezgileriyle, kavrayışıyla, insanlığa bakışıyla, kısaca tüm fikirleriyle yaşayacaktır. Genç kuşakların ona duyduğu hayranlık zaman içerisinde çoğalarak artacaktır. Bu toprakların kültürünün sanatçılara ne gibi ilhamlar verebileceğinin en güzel örneği olarak baş tacı edilecektir. Ruhun şâd olsun Türkay.”










